Aşk Şiirleri

Aşk Sözleri

Güzel Sözler

Seni Seviyorum

Şiir Dinle

şiir 2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir 2013 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aşk ezelden gelir ebede gider -Şiir 2013

Hazreti Adem yokken aşk var idi,
Aşk ezelden gelir ebede gider.
Aşk ulvidir ona dünya dar idi,
Aşk ezelden gelir ebede gider.

Aşkı yaratan Rabbimizin kendi,
Hazreti Ademe aşık ol dendi.
Havvanın kalbinde aşk şekillendi,
Aşk ezelden gelir ebede gider.

Onlar aşka ilk adımı attılar,
Sevdayı özde aşkla bir tuttular.
Peygamberler bile aşkı tattılar,
Aşk ezelden gelir ebede gider.

Gönülde aşk insanın görgüsüdür,
Sinede aşk yüreğin sargısıdır.
İnsanlara aşk Hakkın vergisidir,
Aşk ezelden gelir ebede gider.

Yusuf aşk dediğin gönül meşkidir,
Aşk sevenin özde yürek köşküdür.
En büyük aşk Muhammedin aşkıdır,
Aşk ezelden gelir ebede gider.

Yusuf Tuna

İncele !

Gönül Sazı




Gönül Sazı



Hani bir ressam düşlediği resmi ufak fırça darbeleriyle tualin üzerine yansıtır ya… İnsan da hayatta yediği fırça darbeleri ile çoğu kez zihninden silinip giden bir takım gerçekleri canlı bir tablo berraklığında tekrar hatırlıyor.Her şey bir fırçayla başladı…

— Bu ne beyefendi!
— Reçine almamızı istemiştiniz hocam...
— İyi de ben sizden bunu mu istedim?
— Hayır hocam siz “Kaplan marka siyah reçine” istemiştiniz…
— Peki bu Dominquez ne oluyor o zaman!
— Ben kemençemin yayını tamire götürdüm ya
hocam…
— Evet…
— Tavsiye ettiğiniz lutiyeye (çalgı onaran veya yapıp satan kimse) gittim. O da dedi ki, bu yayın yıkanıp taranması gerekiyor…
— Sonra…?
— Yıkandı tarandı, tertemiz oldu…
— Eee…!
— Kemençeyle çalışmaya başlayabilmem için reçine gerekiyor ya hani... Gittiğim lutiyede Kaplan marka reçine yokmuş. Ben de şimdilik bunu aldım.
— Hay Allah sizin iyiliğinizi versin emi! Yıkanıp tarandıktan, tertemiz olduktan sonra yayınıza, bu uyduruk reçineyi mi sürdünüz? Of offf…! Harun Bey ben şimdi size ne diyeyim Allah aşkına yaa!
— Ama hocam! Lutiye dedi ki; “Bu reçine de olurmuş...Reçinenin rengi zaten aslında siyah değil sarıymış…Kaplan ile Dominquez arasında fark yokmuş ki!Ben sonra sizin istediğiniz reçineyi de alırım…Kemençe hocası başladı sitem etmeye… Neler neler demedi ki. Bildiğiniz fırça faslı…
— Yirmi lira daha fazla verseydiniz ya! Bu adi reçineyi almak yerine en kalitelisini alsaydınız olmaz mıydı?
— Mesele fiyatı değildi ki ama…
— Aması maması yok. Kemençeniz vik vik ötüp duracak! Doğru düzgün bir ses çıkaramayacaksınız sazınızdan… Burada kemençe hocası olan; bu işe yıllarını veren; reçinenin hangisi olur hangisi olmaz bunu bilen; benim! Siz de öğrencisiniz… Siz  benim dediklerimi mi yapacaksınız, yoksa başkalarının saçmalıklarını mı dinleyeceksiniz?

Yapılan bir hata sonrası insanın rahatsızlığını kat kat artıran iç sıkıntısı… Üzerine de sos olarak biraz mahcubiyet…

Peki ne olmuştu da bu böyle olmuştu?

Sazı tamir için götürdüğüm lutiyenin iğvasına, aldatmacasına kapılmıştım. Hocamın ısrarla üzerinde durduğu doğru reçine alımı konusunda, hem de bile bile hata yapmıştım.

Şimdi de gazaba gelen hocanın bu azarını hak ediyordum.

Madem bir enstrüman çalmayı öğrenmek istiyordum. Bu işin hiç de şakası olmadığını şimdi görüyordum. O hâlde bu işe gerektiği ciddiyeti vermeliyim.

Yaptığım yanlışı, şimdiye kadar bana öğretilenlerin ışığında tekrar gözden geçirdim.

Mademki gidip; “Sen benim hocamsın, ben de senin öğrencinim” diyerek bu insanın hoca olduğuna iman ettim… Bana söylenenleri harfiyen uygulamam gerekiyordu o hâlde… Hatta hocamın birçok buyruğunu yerine getirmiş olsam bile, bazılarını yapmamak bir öğrenciyi sıkıntıya sokabiliyordu.

Bir de hocamdan korkmadan, bir saz tamircisini ona ortak koşmadım mı? Kızdığına üzülmeyi bırak, hocanın beni cezalandırmadığına ne kadar şükretsem yeri vardı.

Ondan sonraki hoca-saztalebe ilişkisinde önceki bilgilerimden istifadeye devam kararı verdim. Zira bir insanın öğreneceği şeyleri, mevcut bilgileriyle kıyaslaması işini son derece kolaylaştırıyordu.

Hatta arada kurduğum bu benzerlikler ilk günler epey eğlenceli olmuştu.

Hoca tahtaya nota değerlerini yazıp da “Bunları bilmek her sâzendeye farz-ı ayındır” buyurduğunda:
— Yaşasın tecvit, diye bağırmamak için kendimi zor tuttum.

Çünkü hocanın birlik nota dediği, şu bizim bildiğimiz medd-i tabiî, ikilik nota ise medd-i munfasıl oluyordu. Üçlük nota medd-i ârız veya medd-i muttasıl, dörtlük notalar da medd-i lâzıma tekabül ediyordu...

Sınıf arkadaşlarım metronomun tik taklarıyla kafa patlatadursun, ben yay çekerken içimden “veleddââââllîîîn, innââ a’taynâ” kelimelerinin medlerini çekiyordum.

Sonraki günlerden birinde güzel bir benzerlik daha yakalayıverdim.

Bir kendime baktım aynada bir de elimdeki kemençeye…

— Bu enstrüman bana ne kadar da çok benziyor, diyerek tebessüm ettim.

Söz konusu enstrüman klasik kemençe ise, bunun insandan ne farkı vardı ki? Aynı insan hâlet-i rûhiyesi misali, çabucak değişip bozuluveren akordu bir yana… En basitinden, notaları doğru düzgün çalabilmek için bile, birkaç yıl çalışmayı göze almak gerekiyordu. Tıpkı insanoğlunun kendi emsalleri nazarında kabule şayan basit bir iş çıkarabilmek için yıllarca uğraşması gibi…

Çalmak için uğraşıp durduğu sazın nasıl meydana geldiğini merak edince olanlar oldu… Gönlünde en ufak bir şüpheden, tereddüdün en basitinden dahi iz kalmadı.

Çöl toprağı gibi kupkuru bir odun parçası yontulmak üzere kudretli bir sanatkârın mâhir ellerine düşecekti önce. En hassas özelliklere sahip olması ve milimetrik ölçülere uyması gerekiyordu. Sonra da bu ölçüye uymayan en ufak fazlalıktan bile eser kalmayıncaya kadar en kesilecek, biçilecekti…

Bir ağaç parçasının kemençe olana dek geçirdiği safhaları izlerken, sanki kendiyaratılışına şahit oluyordu. O an gönül sazının tellerinde bir lâ notası titreyiverdi:

— Lâ ilâhe illâ ente halâktenî…

Nasıl ki insan, bir yaratıcının sanat harikası ise bir enstrüman da bir saz ustasının eseri değil miydi? Dini inancı ne olursa olsun, ister dindar isterse dinsiz olsun fark etmez… Çalabilmek için yıllarını verdiği enstrümanın bir tesadüfler zinciri sonucunda kendiliğinden ortaya çıkmış bir alet olduğunu hangi müzisyen kabul ederdi ki? En basitinden en mükemmeline, en ucuzundan bir servet kadar değerli olanına kadar her müzik âleti, kendisini meydana getiren bir ustaya işaret etmez
miydi?

Peki sanatının takdir edilmesini isteyen hangi usta kendisinden daha büyük bir sanatkârı inkâr edebilirdi ki?

Benzerlikler bu kadarla kalmadı tabii ki…

Tıpkı Rabbimin yarattığı enstrüman kullarına emir ve yasakları olduğu gibi kemençeyi var eden saz ustasının da bu saza yönelik emir ve yasakları vardı.

“Sazını temiz tutacaksın! Kutusunda muhafaza edeceksin! Gövdesine asla su değmeyecek! Rutubetli yere bile koymayacaksın. Yayına elini sürmeyeceksin. Çalmadığın zamanlarda şu şekilde koyacaksın…”

Hem sazın öğreniminde hem de icrası esnasında pek çok benzer nokta daha vardı.

Nasıl ki her din bir Peygamberden öğreniliyordu. Enstrüman da her şeyden önce bir hoca rehberliğinde öğrenilmiyor muydu? Varlığı vacip olan bu hocanın da, talebelerinin hayatına yönelik bir takım tasarrufları oluyor, kendisine tâbî olanların hayatını tanzim ediyordu:

— Sazı şöyle tutup yayı böyle çekeceksiniz. Başka türlü olmaz, parmaklarınız şu şekilde duracak. Bayan öğrenciler tırnaklarına kesinlikle oje sürmeyecek… Her gün en az bir buçuk iki saat çalışacaksın… Daha fazlasını (nâfile) yapabilirseniz ne âlâ…

Bu işe gönül verenler, iş hayatları ne kadar yoğun olursa olsun, bu çalışma temposuna ayak uydurmayı da peşinen kabul etmiş oluyorlardı.

Bir yerden sonra benzerlik bulma işi bir başka işe daha benzedi; çorap söküğü…

Nasıl ki kendinize rehber edindiğiniz din büyükleri vardır, bir dinin ulemâsı vardır, evliyâsı vardır… Onların hâlini, tavrını taklit edersiniz. Saz işinde de durum aynısıydı. Bir virtüözün, saz üstadının ardınca gidivermek en emin ve garantili yol oluyordu sizin için.

Gelmiş geçmiş en büyük üstatların, senelerce dillerden düşmeyen besteler bırakmış unutulmaz bestekârların eserlerini icra ediyorsanız eğer; her şeyden önce şunu bilecektiniz: Haddinizi…

Bir besteyi kafanıza göre çalamazsınız. Eserin bir notasını dahi değiştiremezsiniz…

Bestedeki üçlük notayı ikilik mi çaldınız? Bir notayı çalmanız gerekenden biraz pes veya tiz mi basıyorsunuz? Hoca hazretleri tarafından icranız kabul edilmiyordu. Hulûs-i kalb ile bütün eseri bir daha edâ ediyordunuz…

Bir yere takılan çorap söküle söküle nihayet biter ya! Benzerlik bulmaya takılan aklım da bir şeyi fark edince bitti tükendi. Çünkü o gün sazımın akordunu düzelteyim derken iyice bozmuştum.

Hocanın ellerine bıraktığım kemençe akort edilirken bu sefer bambaşka bir şeyi keşfettim…

Hocamla aramda bilgi seviyesinden başka çok ciddi bir fark daha vardı: Kulak farkı…

Hoca sazın sesini dinleyip kemençenin burgularını sıkıyor, tekrar sesini dinleyip burguyu biraz gevşetiyordu. Bu birkaç kere tekrar etti… Hoca her seferinde sesin tonunu dikkatle dinliyordu. Sesler arasındaki farkı ayırt edemeyen ben ise tam bir hayret içindeydim:

Helal olsun vallahi! Hiçbir şey anlamıyordum; ama hoca akort aleti bile kullanmadan,sadece kulağıyla dinleyerek sazı akort edivermişti...”

“Ulemânın yanında diline, evliyânın yanında kalbine sahip ol.” sözünün ne demek olabileceğini işte o gün anladım.

O günden sonra kendimce düşüncelere daldım…

Her gün bir, iki saat çalıştığı eseri hocasına götürüp dinletince: “Olmamış!” diyen hocası, talebesinin gayretini kâfi görmüyor, ondan razı olmuyordu.

Peki yaşanan koca bir ömür ne olacaktı? Sürekli birileri tarafından aldatılıp yalan yanlış bir sürü nağmeyle dolduruyordu hayatın portrelerini…

Hiçbir notayı doğru dürüst basamadığı akordu atmış bir gönül sazıyla kalıvermişti şimdi. “Hadi bir çal bakalım!” denilince; ilâhî notalarla bezm-i elestte bestelenmiş hayatın hangi nağmesini düzgün çalabilir, bu yalan yanlış icrayı kime kabul ettirebilirdi ki?

Hayatı baştan sona bir imtihanken, bu hayatı herhangi bir okul imtihanı kadar olsun kâle almış mıydı? Kendisine hayat vereni, ona ders veren bir hoca kadar olsun hesaba katmış mıydı?

— Kulum bu ne!
— Kalp ya Rabbi…
— Ben senden bunu mu istedim?
— K… kal… Kalb-i selim demiştin…
— …?
— Ama… Ya Rabbi… İnsanlar bana şey dedi… Böyle de olurmuş…
— …!!!



Yazar: Harun Kırkıl 

kaynak alıntı: http://gencdergisi.com

İncele !

Geldi geçti ömrüm benim




Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi

Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi



İşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konuktur

Bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi



Miskin âdem oğlanını benzetmişler ekinciye

Kimi biter kimi yiter yere tohum saçmış gibi



Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi



Bir hastaya vardın ise bir içim su verdin ise

Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi



Bir miskini gördün ise bir eskice virdün ise

Yarın anda sana gele Hak libâsın biçmiş gibi



Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalur derler

Meğer Hızır İlyas ola abı hayat içmiş gibi



(Yunuz Emre)

İncele !

Çocuklarınıza bu isimleri vermeyin


ANLAMINI BİLMEDEN ÇOCUKLARA VERİLEN KUR'AN'DAN KELİMELER
*Kezban : Yalancı demektir.
*Aleyna 'üstümüze bela sıkıntı aksın',
*Bekir, 'deve yavrusu' demektir. (Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır.)
*Rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir.
*Hüreyre, 'kedicik' demektir.
*Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir.
*Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir.
*Erçin 'ücret' anlamına gelir.
*Gülsüm : Gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
*Julide: Farsça'da dağınık, perişan demektir.
*İrem: Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
*Bade ismi içki demektir.
*Hannas ismi şeytanın ismi.

KUR'AN'DA VAR DİYE BU İSİMLERİ ÇOCUKLARINIZA VERMEYİN! MEKRUH OLAN İSİMLER (haberinden okuyabilirsiniz) Link aşağıda

Kaynak : http://www.internethaber.com/kurani-kerimdeki-isimler-kuran-kurandaki-mekruh-esma-ul-husna-allahin-isimleri--467610h.htm#ixzz28qW0fgDa


Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, Kur'anda var olan ama anlamları çok tehlikeli olan o isimleri açıkladı...

Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, ''Aileler çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir. Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı demektir'' dedi.

Yrd. Doç. Dr. Öztürk, çocuğa isim vermenin kültürel, sosyal ve dini açıdan önemli bir konu olduğuna işaret etti. Pek çok ailenin Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri çocuklarına vermek istediklerini söyleyen Öztürk, Kur'an'da geçen her kelimenin ise isim olarak konulamayacağını hatırlattı.



Günümüzde yaygın olan ve Kur'an'da geçtiği için konulan çok sayıda ismin anlamının yanlış olarak bilindiğini, gerçek anlamlarının ise isim olarak verilemeyeceğini ifade eden Öztürk, çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isteyen aileleri seçici davranmaları konusunda uyardı.

ANLAMLARINI BİLMEDEN VERİYORLAR
Kuran'dan isim konulurken seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışılmasını tavsiye eden Öztürk, isim kitaplarında veya internette geçen adların anlamlarının da irdelenmesini istedi.
Öztürk, şöyle devam etti:
''Aileler çocuklarına Kuran'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir, Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir. Kuran'da geçen her kelimenin isim olmayacağı bilinmelidir. Kur'an-ı Kerim'de geçen her kelime 'Bu Kuran'da geçiyor isim olur'' mantığıyla çocuklara verilmemelidir. Kur'an'da geçen kelimelerin anlamı iyi bilinmelidir.


İSİMLER VE MANALARI


*Kezban ismi Kur'an'da geçiyor diye veriliyor. Oysa Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, 'yalancı, yalancı' diye çağırmak zorunda kalırsınız.
*Aleyna 'üstümüze bela sıkıntı aksın',
*Bekir, 'deve yavrusu' demektir. Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır. Bu husus karıştırılmamalıdır.
*Rumeysa 'gözü çapaklı kadın' demektir.
*Hüreyre, 'kedicik' demektir.
*Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir, Allah'tan başka ilah mı olur? Çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır.
*Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir. *Erçin 'ücret' anlamına gelir. Bir insanın ücreti olamaz.''

İŞTE MEKRUH OLAN İSİMLER

Dinen mekruh sayılan isimler de olduğunu vurgulayan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Resul, Nebi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil isimleri konulmamalı, hoş değil.
*Samet ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir. Bu sadece Allah'a mahsus bir durumdur, isim olarak kullanılamaz.
*Gülsüm gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
*Julide Farsça'da dağınık, perişan demektir.
*İrem: Cennet bahçesi olarak bilinen İrem ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
*Bade ismi içki demektir.
*Hannas ismi şeytanın ismi.
*Alara, Rosa, İleyda bunlar İslam isimleri değil gayrimüslim isimleridir ve çocuklara konulmamalıdır. Anlamı kötü olan, anlamsız şeyler de çocuklara isim olarak konulmamalıdır.''

HER DİLDEN İSİM OLABİLİR!
Yrd. Doç. Dr. Öztürk, ''İsim her dilden olabilir. Yeter ki anlamı güzel olsun, yaşadığı toplum ve kültüre yabancı olmasın'' dedi.
Barış, Mert, Özgür, Sevgi gibi isimlerin kullanılabileceğini, aynı şekilde Kerim, Macit, Zeynep, Hasan, Abdullah, Kevser, Abdurrahman gibi isimlerin çocuklara verilmesinde bir sakınca olmadığını aktaran Öztürk, isimlerde Allah'a kulluğun ifade edilmesi gerektiğini vurgulayarak, İslam büyüklerinden hatıra kalan isimlerin kullanılabileceğini, halk arasında yaygın olan Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Muhammet, Mustafa, Zeynep gibi isimlerin de benimsendiğini söyledi.


Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk'ün açıklaması ile 'dini' isimler mercek altına alındı. İlahiyatçılar bakın ne diyor?

 Kur'an'daki bazı kelimeleri isim olarak koyanları açıklamaları ile şaşkına çeviren Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, Habertürk'te canlı yayına katıldı.

Müftü Öztürk açıklamalarındaki asıl maksadın, "manası bilinmeyen kelimelerin" çocuklara isim olarak konulmasının yanlış olduğunu göstermek olduğunu söyledi.

Kur'an'ı Kerim'in ilim ve din kitabı olduğunu hatırlatan Müftü Öztürk, "Kuranı Kerim isim verme kitabı değildir. Ku'an 'ı Kerim bir bilmece kitabı değildir. Kur'an bir şifre kitabı değildir. Son dönemde insanlar isimler güzel olsun diye Kur'andan herhangi bir kelimeyi alıp veriyorlar. Buna dikkat çektim bende..." dedi.

MANASI GÜZEL OLSUN

İsimlerin manalarına önem verilmesi gerektiğinin altını çizen Müftü Öztürk, "Ben isimler üzerinde durmuyorum. Güzel isim olsun. Sırf Kur'anda geçiyor diye çocuğa isim koymak yanlıştır. İsimler örf ve adetlerimize uygun olmalı, halkın kabul ettiği isimler çocuklara isim olarak verilebilir." diye konuştu.

İnsanların çocuklarına koydukları isimleri eleştirmek ya da tenkit etmek gibi bir niyetinin olmadığını vurgulayan müftü, çocuğa ad verilirken halka mal olmuş, sevilen ve manası güzel olan isimlerin tercih edilmesini önerdi.

ALLAH'IN İSİMLERİNİ VERMEK GÜNAH MI?

Rahman, Celil, Cemal, Aziz, Baki, Gafur, Gani, Hadi, Hafız, Halim, Kerim, Latif, Mecid, Metin, Veli, Zahir gibi Esma ül Hüsna'daki isimlerden birini çocuklara vermek günah mıdır?

Habertürk'teki canlı yayına katılan ilahiyatçı Profesör Doktor Saim Yeprem bu isimleri koymanın "günah" olmadığını ancak makbul de olmayacağını söyledi. Sebebini de şöyle izah etti;

"Bu isimlerin Allah'ın isimleri olduğu düşünüldüğünde çocuğunuzu azarlayıp kızdığınızda, ona kötü bir söz söylediğinizde Allah'ın o sıfatına da kızmış, kötü söz etmiş oluyorsunuz. Allah'ın isimlere insanlara konulduğunda yanlış hitaplara sebep olabilir. Buna rağmen dinde kesin bir hüküm yoktur".

HANGİ İSİMLER KONULMALI?

Profesör Yeprem'e göre Kur'an'dan rastgele isim seçmek çok yanlış. Zira mana bilinmediği için çocuğa farkına varmadan kötü bir sıfat verilmiş oluyor.

Önemli olanın verilen ismin manası olduğuna dikkat çeken Prof. Yeprem, "Peygamberimizin çocuklarınıza iyi güzel isimler koyun tavsiyesi vardır. Toplumda benimsenmiş, bilinen, sevilen isimleri koymakta fayda var. Bir kelime sırf Kur'an'da geçiyor diye çocuğa verilmez. Mesela Aleyna bir isim değildir, iki hecelik bir zarftır. Geçtiği yere göre de manası değişir. Bunu isim olarak kullanmak Arap diliyle ilgili bilgimiz olmadığını gösteriyor. Mesela Sanem, put anlamına geldiği gibi mecaz olarak da çok güzel demektir. Burada önemli olan bu kelimeler kullanıldığı zaman yahut anlamları hatıra gelince insanı utandırıp mahçup etmeyecek ve kötü anlamlar içermeyecek şekilde olmasıdır" dedi.

İncele !

Sevgi şiirleri Kısa Sevgi şiirleri



Sevgi şiirleri sayfamızda ünlü ve amatör şairler tarafından yazılmış sevgi ve aşk ile ilgili sevgi şiirleri

Ağlamak

Dünyada birtek seni sevdim desem
bana inanırmısın
benim için ne yapacagını sorsam
ne yapardı.

Sen bana sorsan ne yaparım bilirmisin
ugruna ölür
sana canımı veririm hiç bilirmisin
tek senin için gulum

Sen bana sorsan cevabımı bilirmisin
bilemesin çünkü senin içinağlayan
ben sana ölürüm
biterim ve sana ömrüm boyunca
Seni seviyorum derim

———-

AŞKIN RESMİNİ ÇİZMEK YA DA FOTOĞRAFINI ÇEKMEK

Aşkı değil kendini tarif eder
Aşık olan,aşkı yaşayan,
Çıkmamıştır bunca zaman
Birgün çıkar belki
Aşkı hakkıyla anlatan…

Uygun bir kalem bulabilsem,
Bir kamera icat edebilsem
O kadar çok istiyorum ki
Salt aşkın resmini çizmek
Ve de fotoğrafını çekmek…
Boşuna gitmeyecek
Aşkı arayanda bunca emek…

İstiyorum ki herkes
Aşkı görsün,tanısın
Aşkı arasın bilerek
Yanacaksa da aşkı bile bile yansın,
Bile bile ağlasın isterse…
Mağdur ve mahzun olmasın kimse
İşine gelirse
Aşkla tanışsın…

———-

AŞK SARHOŞU

Senden başkasını görmüyorum
Bana kör diyorlar
Saatlerce kapından ayrılmıyorum.
Sen dilencisin diyorlar
Dağlara,taşlara “seni seviyorum”diye haykırıyorum
Her yere adını yazıyorum
Sen delisin diyorlar
Sevdiğim,varsın desinler
Her şeyi söylesinler
Yeterki bilsinler ben aşk sarhoşuyum.
Sevdiğim,razıyım bir ömür boyu aşk sarhoşu olmaya
Yeterki sende razı ol ömrünü bana adamaya
Sende razı ol bir ömür boyu aşk sarhoşu olmaya

———-



Senden Öğrendim Gülüm

Gözlerinden öğrendim ben herşeyi
Siyahın ne güzel renk olduğunu
İlk görüşte aşkın ne olduğunu,
Sevgiyi ve onun büyüklüğünü

Ellerinden öğrendim ben dokunabilmeyi
Bir dokunuşun nasıl iç yaktığını
O anki dünyayı umursamazlığı
Sanki o anın hiç bitmeyecekmişliğini

Saçlarından öğrendim ben neşeyle savrulmayı
Seni bağrıma basmanın mutluluğunu
Kollarına atılıp hiç bırakmamacasına sarılmayı
Teninin kokusunu unutmamayı

Resimlerine bakıp avunmayı,
Sana ancak dualarla ulaşmayı
Sadece rüyalarda görüşmeyi öğrettin be Gülüm
Sen bana acıyı, hüznü öğrettin

Bir de bırakıp gitmeyi öğrendim senden
Sessizce, ardına bakmadan kaçıp gitmeyi
Çaresizlikten ağlamayı öğrendim be Gülüm
Mutluluğu özlemeyi de öğrendim

Ben de sana kaybetmeyi öğreteyim,
Severken ayrılmayı, ayrılırken yıkılmayı
Elvedanın anlamını öğretiyorum sana ben
Elveda çiçeğim, Elveda Gülüm, Elveda

———-

Sevgi

Sevgi ışık, sevgi umut
Kâinatın gizi sevgi
Sevgi soyut, sevgi somut
Gönlün gören gözü sevgi

Sevgi huzur, sevgi barış
Sevgi ilmek, sevgi nakış
Sevgi gülüş, sevgi bakış
Gönüllerin közü sevgi

Sevgi bahar, sevgi rahmet
Sevgi kazanç, sevgi servet
Sevgi dostluk, sevgi sohbet
Ömrün tadı, tuzu sevgi

Sevgi güneş, sevgi ataş
Sevgi menzil, sevgi yoldaş
Sevgi Yunus, sevgi Bektaş
Yesevî’nin sözü sevgi

Sevgi hayat, sevgi dünya
Sevgi gönül, sevgi derya
Sevgi bâde, sevgi rüya
Sevgilinin nazı sevgi

Sevgi ilim, sevgi irfan
Sevgi çâre, sevgi derman
Sevgi Tanrı, sevgi iman
Dört kitabın izi sevgi

Sevgi evvel, sevgi âhir
Sevgi kevser, sevgi nehir
Sevgi tılsım, sevgi şiir
Ozantürk’ün özü sevgi


umut çiçegim

bu kışta üşüyorum.
kimbilir kaç kış daha üşüyeceğim.
sana yanacağım bu yazda.
ve kim bilir kaç yaz daha.
kaç bahar seni açacak bütün çiçekler,
senden uçacak bütün böcekler.
arılar seni koyacak kovanlarına,
kaç ülke gezecek seni göçmen kuşlar…
ama sen hep umut çiçeğim olacaksın.
yaşayacağız yaşlanacağız seninle.
sürekli değişen dünyamda değişmeyecek tek gerçeğim olacaksın ömür boyu.

Bağlanmışım

Gözlerin coşkun ırmak köprüsüz geçeceğim
Bilmiyorum geçerken acep ne yapacağım
Belkide bu dünyadan kaybolup göçeceğim
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Aşkın sevdan hatıran bende öyle büyük ki
Katmer oldu üst üste perçinledin kalbimi
Anlamadın geçtin gittin aldım senin derdini
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Bazen sisler içinde beliren hayaline koşarım
Heveslenir umutlanır neşe dolar coşarım
Her gün ağlar küserim sabrederim yaşarım
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Bir yara belirdi birden sevince kanamıştı
Sağ olsun tanıdıklar sebepsiz ağlatmıştı
Sevdim ama sormayın Yaradan bağlatmıştı
En temiz duygularla bağlanmışım kalmışım.

Yaramı sardı doktor sevgiyle merhem sürdü
İyileştim doğruldum gözlerim o yari gördü
İşte dedim işte budur aşk hafifçe bana güldü
Bundan böyle ben yare bağlanmışım kalmışım.

SEVGİ
Tüm canlılar aç
Hepsi de muhtaç
Gönüllerde taç
Yürekte inanç
Dertlere ilaç
O bir ihtiyaç
Yudum yudum iç
Etrafına saç
Kalbini kuşat
Onu hep yaşat
Sevgidir adı
Hayatın tadı.

Sevgin Kadar Güçlüsün

Sevgi hasrettir
Sevgi, güzellik,
Sevgi umuttur
Sevgi yaşamak

Sevgi, gülen yüz
Sevgi, bakan göz,
Sevgi; sıcaklık
Sevgi yaşamak

Sevgi, amaçtır,
Sevgi bir kaygı
Sevgi, içten söz.
Sevgi yaşamak.

Sevgi bir kucak,
Sevgi tutan el
Sevgi Uçuşmak
Sevgi; yaşamak

Sevgi umuttur
Sevgi kaynaşmak,
Sevgi sabırdır
Sevgi; yaşamak

Sevgi emektir,
Sevgi bereket
Sevgi hayattır
Sevgi; yaşamak

Sevgi sıcak söz
Sevgi busedir
Sevgi`yi yakan göz
Sevgi; yaşamak

Sevgi biterse
Duygu yok olur
Hayat anlamsız
Amaç kaybolur

Acıma kalmaz,
İnsanlık olmaz
Sevginin yerini
Hiçbir şey almaz.

Nerede güzellik
Orada sevgi var
Sevgisiz bu dünya,
Sanki bir mezar

Duyguların çoğalır,
Geleceğe ümitsin
Unutma sözlerimi,
Sevgin kadar güçlüsün



GÖNÜL BAHÇESİ

Gökyüzünde bir bulut olayım
Yağmur olup yeryüzüne yağayım.
Gönül bahçende bir gül olayım
Sen görmeden ben açayım.
Kırlarda lale, sümbül olayım
Etrafına kokularım saçağım.
Özgürce uçan bir kuş olayım
Gelip pencerene konayım.
Sana aşk şarkıları okuyayım
Bırak da hiç susmayayım.
Kalbimin kapısını sana açayım
Gönül bahçemden sevgi saçayım.
Ben bu aşkta hep olayım
Gönül bahçene ulaşayım.
Senden uzaklarda olmayayım
Kalbinin baş köşesinde olayım.

BENİM CANIMSIN

Sen benim tutkularımsın
Sen benim sevdalarımsın
Kuruyan toprağımda nemsin
Susuzluğumda suyumsun
Gönül bahçemde çiçeğim
Sen benim canımsın.
Sen benim umutlarımsın
Aşk odağımda aşkımsın
Kalbimin atışlarısın
Damarlarımda can suyum
Sen yaşam kaynağımsın
Sen benim canımsın.
Geceleri hayallerimsin
Gündüzleri özlemimsin
Gönül karanlığımda ışığım
Sen benim hayatımsın
Sen benim canımsın

SEVGİLİYE

Ah o aşk deden duygu
Hepimizin yüreğini içten içe yakmıyo mu?
Evet yakıyo hemde öle bir yakıyo ki
Katlanıyosun o yangına katlanmak zorundasın onu istiyosn

Ben aşık olduğum zaman yanmıyo bu yüreğim her zman
Çünki benim yüreğim sevdiğim için yanıyor bir başkasına yanmıyor
Ama bu yüreğim ne zman yanar blior musun?
Ben seviosam ve onun sevgisni görmüyorsam

İşte o zman yüreğim yanmaz acı çeker ve bu acı giderek büyür
Kimse ama kimse dindiremez bu yürekteki acıyı
Bunu anca bir tek şey dindire blir
Ölüm…Evet ölüm

Ben o kadar çok sevmişken
Onun uğruna canımı bile ortaya koymuşken
Onun sevmediğini anlarsam aklıma tekşey gelir
Ben bunca zaman kimi sevdim?

Kimin için attı bu kalp…
Sorarım kendi kendime kimin için yandı bu yürek
Son mektubumu bıraktım sana sevgilim
Sen bunu okuduğunda ben hayatta olmicam

Seninle başladığım bu hayata
Seninle tanıştığım ilk yerde veda ediyorum
Ama şunuda bilmeni isterimki
Ben seni sevdim ve sevmeyede devam edeceğim.

Sevgi Nedir

Gecenin bir saatinde uykuya inat
Ağlayan bebesini emzirmektir sevgi.
Bülbülün güle figan edişi,
Gülün umursamaz tavrıdır sevgi.
Sevgi merhamet demek.
Sevgi çile çekmek..

İhtiyacı olana yalvartmadan vermek,
Masum bir tebessümdür sevgi.
İçi dolu sımsıcak bir bakış,
Yumuşak bir dokunuştur sevgi.
Sevgi dokunuş demek.
Sevgi almadan vermek.

Bir kuşun özgürlüğe kanat çırpışı,
Kardelenin inanılmaz çıkışıdır sevgi.
Avın avcıya yalvaran bakışı,
Tuzaktan salıverilişidir sevgi.
Sevgi bedel ödemek.
Sevgi acı çekmek.

Derviş Yunus’un kırk yıl of demeden,
Tekkeye odun taşıyışıdır sevgi.
Yusuf’un kör kuyudaki sabrı,
Mısır’a sultan oluşudur sevgi.
Sevgi sabırla beklemek,
Sevgi istemeyi bilmek.

Hallac-ı Mansur’un Ene’l Hak deyişi,
Mevlana’nın Mecusi’ye çağrısıdır sevgi.
Çölde kalmışa bir testi su,
İdam mahkumunun son arzusudur sevgi.
Sevgi ateşten gömlek,
Sevgi sehpaya gitmek.

Ferhat’ın aşılmaz denen demir dağı,
İnanarak sabırla delişidir sevgi.
Mecnun’un Leyla’da kainatı görüşü,
Çöle kendini vuruşudur sevgi.
Sevgi sırrı keşfetmek,
Sevgi emek sarfetmek.

Tomurcuğun patlayıp toprağı zorlayışı,
Rüzgarın bulutu taşımasıdır sevgi.
Derenin yatağını kendi buluşu,
Kıvrım kıvrım akışıdır sevgi.
Sevgi çekip gitmek,
Sevgi özgürlük demek.

Çaresiz kaldığı anlarda tıbbın,
Hastanın Rab’bine yönelişidir sevgi.
Çalınmadık kapı bırakmamak,
Yelkensizde denize açılmaktır sevgi.
Sevgi umut demek,
Sevgi beklemeyi bilmek.

Bebeğimsin

Sen bana küsebilir misin bebeğim
Hasta olursun göremediğin anlarda
Eririm gözlerinde yanar yüreğim
Bakışlarını kaçırsan da yakalanırsın gizli bakışlarında

Nasıl ertelersin göz yaşlarını gözümden
Kanaryalar kanatırken yaramı bestelerinde
Sen ki cansın canansın biricik özümden
Baharısın ömrümün içine düşen esintilerinde

Haydi koş kollarıma boşluğumdaki can
Yasla başını omuzum özleminle yanar
Damladın yüreğime minik bir odayken oldun han
Kalk kırdığın bu kalbi gülümseyerek onar

Haydi bebeğim biricik sevdam

BEN SENLE VARIM

Ben seni senden çok uzakta sevdim
ben bir yıldızdım evrende
sense varlıgımdan habersiz dönen dünya
yanındaydım bilki her anında
sevincinde de hüznünde de gamında da
ama sen bilemezdin bunları asla ve asla
içimde kopardıda tufanlar ardı ardına
şimşekler çakardı da
sen yine aldırmadan dönerdin yanımda
bense yalnız seni izlerdim evrenin başıboşluğunda
işte benim hayatımın masalı burda
geçmişimde sen hayalimde sen
ve bilki her anımda yine sen
SENSİZLİK ÖLÜM BANA
ÜLÜM ACIR SENLEYKEN
DESİNLERKİ ECELİNDİR GELEN
GELEN SEN OLDA GÜLEREK ÖLEYİM BEN
GÜL YÜZÜNE BAKAMAZSAM
SON KEZ SARILAMAZSAM
ÇIKAR MI Kİ BU CAN BU BEDENDEN
bilki bu kalp senin
ölesiye sevildin ÇÜNKÜ BİTANEM

Sevgi

Sevgi yön
Nefret sondur.

Sevgi göl
Nefret Çöldür.

Sevgi hayat
Nefret bayattır.

Sevgi düzen
Nefret üzendir.

Sevgi çokluk
Nefret yokluktur.

Sevgi Yar
Nefret dardır.

Sevgi gülüm
Nefret zulümdür.

Sevgi istek
Nefret köstektir.

Sevgi yaz
Nefret güzdür

Sevgi yarın
Nefret sorundur.

Sevgi ses
Nefret yastır.

Sevgi uzlaşmak
Nefret yozlaşmaktır.
Serdar KORKMAZ

Sevgi ateş, sevgi kardır
Sevgi ayva, sevgi nardır
Her gönülde sevgi vardır
Sevgi Bitmez bir türküdür
Ayşen ALMAZ

Sevgi huzur, sevgi acı
Sevgi sarhoş, sevgi hacı
Sevgi dertse, aşk ilacı
Sevgi bitmez bir yaradır
Hasan

Sevgi sondur, sevgi baştır
Sevgi ekmek sevgi aştır
Sevgi bitmez bir telaştır
Sevgi şahı mat edendir
Yıldırım Sönmez

Sevgi yokluk, sevgi varlık
Sevgi genlik, sevgi darlık
Sevgi kulluk, sevgi çarlık
Sevgi sonmez bir ışıktır

Sevgi

Bir çukur kaz toprağa
Derinliği sevgi+sevgi+sevgi olsun

İçini gübrele
Formülü sevgi+sevgi+sevgi olsun

Etrafını çitle çevir
Ölçüleri sevgi+sevgi+sevgi olsun

Beni içine ek
Senin kalbinde yeşermek istiyorum..


Kaynak: http://www.nazlim.net/siir-siiri/sevgi-siirleri.html

İncele !

Bir gülceğiz istedimde vermedi




BİR GÜLCEĞİZ İSTEDİM DE VERMEDİ


Bir gülceğiz istedim de vermedi,

Çocuk kadar hatırımı görmedi.

Bilmem garip sandı, yoksa bilmedi,

Varıp nedenini dosta sormalı.



Evinizin önü çevre ağıl mı?

Bu bahalık güzellikten değil mi?

Gülün kökü bahçenizde değil mi?

Kalsın sana top zülüfü burmalı.



Evinizin önü çevre kuyu mu?

Bu bahalık güzellerin soyu mu?

Gülü vereceğin benden iyi mi?

Kalkıp gidip o yâri bir görmeli.



Evlerinin önü kerpiç aralık,

Yine akşam oldu, çöktü karanlık.

Biz de aldık ondan beş on paralık,

Top top edip güzellere vermeli.



Has derdin de Karac'oğlan, has derdin,

Aramızda acı poyraz estirdin.

Bir gül için bu garibi küstürdün,

Önü sonu, canı cana sarmalı.



Karacaoğlan şiirleri

İncele !

Boşanma Sebebi Sadece Ekonomik Mi?


2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı
ise 3 milyon 700 bin.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı ise 3
milyon 700 bin. Uzmanlar, boşanma oranlarının son yıllarda gözle görülür şekilde arttığına dikkat çekiyor. Geçmiş yılların aksine
boşanmalarda ilk sırayı artık ekonomik sıkıntılar almıyor. Çalışma hayatının ağır yükü altında kalan erkek ve kadınlar 'daha rahat
yaşamak ve özgürce hareket etmek' için mahkemelerin yolunu tutuyor.
Boşanma davalarında yıllardır bilirkişi olarak görev yapan Sosyal Hizmet Uzmanı Avukat Ahmet Köse, her iki tarafın da yoğun iş
temposu sebebiyle birbirinden uzaklaştığını, bir süre sonra da ayrılmaya karar verdiklerini dile getiriyor. Uzman Klinik Psikolog Vildan
Kavak da ailedeki iletişim ve paylaşım eksikliğinin beraberinde ayrılmaları gerektiğine vurgu yapıyor.
Türkiye'de geçtiğimiz yılın ilk 9 ayında 87 bin 40 kişi boşandı. Yıl sonu itibariyle rakamın 120 bini bulduğu tahmin ediliyor. Avukat Ahmet
Köse, evliliklerin ekonomik sebeplerden ziyade 'sudan bahanelerle' bitirildiğini söylüyor. Boşanmaların daha çok evliliğin ilk 5 yılında
gerçekleştiğine işaret eden Köse, "Evli çiftler, tanıma sürecinde boşanmanın getireceği yükümlüklerin ne olacağını bilmeden
boşanıyor. Boşanmış ailelerin çocukları boşanmaya daha çok meyilli." diyor.
BATILI YAŞAM TARZI ARZUSU BOŞANMA SEBEBİ
Geçmiş yılların aksine boşanmalarda ekonomik sorunların ilk sırada yer almadığına dikkat çeken Köse, geleneksel değerlerin
çözülmesinin de bu oranı artırdığına inanıyor. Yazılı ve görsel medyanın toplumu geleneksel Türk aile yapısından uzaklaştırdığına
vurgu yapan Avukat Köse, şunları söylüyor: "Televizyonlarda gösterilen diziler, söyleşiler, programlar milletin değerlerine zarar veriyor.
Yoğun çalışma hayatına katılan kadın ve erkeklerin aileden uzaklaşması, yeni ilişkiler ve bu ilişkilerle beraber ekonomik zorluklar
boşanma sürecini hızlandırıyor. Özellikle batılı ülkelerdeki yaşama biçimlerine özenti, tek başına hayat kurmayı özgürlük olarak
algılama boşanmaların birinci sebebi olarak dikkat çekiyor. Boşanmaya karar veren çiftler sudan bahanelerle evlilikleri bitiyor.
Duruşmalarda tanık oluyoruz, gerçekten incir çekirdeğini doldurmayacak konularla çiftler ayrılıyor, çocuklar mağdur oluyor."
AİLE MAHKEMELERİ BOŞAMAMAK İÇİN MESAİ HARCIYOR
Anlaşmalı boşanmalarda davanın ilk celsede tamamlandığını, ihtilaflı boşanmaların ise yıllarca sürebildiğini anlatan Ahmet Köse, aile
mahkemelerinin çiftleri ikna etmek için çabalarını kaydediyor.
Aile danışmanı psikiyatri hizmetlerinin artırılmasıyla yuvaların korunabileceğini belirten Avukat Köse, çocuğun da boşanmaya karşı
çiftlerin tahammülünü artırdığına vurgu yapıyor. Köse, "Çocuk tarafların müşterek sorumluluklarını ve beraberliklerini artırır, evlilik bir
yuva olur. Çoğu kimse için çocuk, evliliği yuva yapan bir nimettir." ifadesini kullanıyor.
KENDİ STANDARTLARIMIZ YERİNE TV'DEKİLERİ NORMALİZE EDİYORUZ
Uzman Klinik Psikolog Vildan Kavak ise televizyonun aile bireylerinin birbirine zaman ayırmasına engel olduğunun altını çiziyor.
Dizilerin bireylerin iletişim kurmasını engellediğini savunan Kavak, şunları söylüyor: "Dizilerin içeriğinden bağımsız olarak söylemek
gerekirse, ailedeki iletişimi, paylaşımı olumsuz etkilediğini biliyoruz. Direkt aile yapısına yönelik yayınlarda bu yapıya zarar veriyor.
Dizilerdeki boşanma ve aldatma gibi olumsuz davranışlar olumsuz etkiler oluşturuyor. Yapacaklarımızı kendi standartlarımıza göre
belirleyemiyoruz. Kendi değer yargılarımıza göre değil, dizilerdeki karakterleri normalize ederek yapacaklarımızı belirliyoruz."
EVLİLİKTE İLK 5 YIL ÖNEMLİ
TÜİK'in verilerine göre boşanmalar en fazla evliliğin ilk beş yılında yaşanıyor. 2006 yılı verileri baz alındığında boşananların yüzde
42,6'sının evliliğinin beşinci yılını tamamlamamış çiftler olduğu gerçeği dikkat çekiyor. 2007'de bu oran yüzde 41,8 olarak gerçekleşti.
2008'de yüzde 41,3 olarak kayıtlara geçen bu oran 2009'da 40,1, 2010'un ilk 9 ayında ise yüzde 40 oldu.
Habertürk

İncele !

Yanimda Olduğunca Aşk Siiri

yürümeyi severdim,
sen yanımda olunca…
yollar bitsin istemezdim,
ellerini tutunca..!
çiçekleri severdim,
sen bağımda olunca…
renkler solsun istemezdim,
gözlerine bakınca..!
şiirleri severdim,
sen gönlümde olunca…
sözcükler bitsin istemezdim,
nefesini duyunca..!
anlayacağın…
yaşamayı severdim,
sen yanımda olduğunca..!
Fikret Turhan

İncele !

Seni Ben Çok Sevmiştim Şiiri


Seni ben sevmiştim en çok
Sana bunu bi türlü ifade edemedim
Bunu anlatamadım sana
Ne kadar çok aşk şiiri yazdım sana
Sen beni anlamadın
Sen benim duygularıma karşılıksız kaldın
Ve sen beni çok üzdün
Seni bekleyeceğim gelmeyeceğini bile bile

İncele !

Acı ve Neşe Şiir Resimli


Bir gemi karaya oturur…


Kan akıtanlar, kendi akttığı kanda boğulur


İhanete uğraşmış aşıklar doğurulur…


Aradan yıllar geçse.


 


Aşık olduğun kadın seni bırakıp giderse..


Kapılar yüzüne kapanırsa.


Bir yalnızlık çöker üstüne..


Gazete kağıdı serin üzerime..


 


Onun sevgisinden başka sevgi girmesin..


Gönlüme kapattım gözlerimi hayat kurdum..


Kurduğum o hayali paralarıyla satın almak istediler olmaz dedim.. S


eni böyle delicesine seven bendim…

İncele !

Kördüğüm Sevgi Şiiri

sen, yüzünü dost bildiğim.. ben ki, bir gülüşünle öldüğüm.. sen, sözünü senet bildiğim… ben ki.. canımı bile ikiye böldüğüm… sen, özünü nefes bildiğim.. ben ki… aşkınla olmuşum kördüğüm… Fikret Turhan

İncele !

Zorlaşti Canan Aşk Siiri

Derdim anlatmaya kelamım yetmez Nefes almak bile zorlaştı canan Yoruldu dizlerim hedefe gitmez Sensiz nefes almak zorlaştı canan Elin ağzı torba değil büzesin Bak sayende adım çıktı deliye Halimi arz ettim gidip veliye Sensiz nefes almak zorlaştı canan Yıllardır içimde kaynar bir kazan Seni bahta yazmış kudretten yazan Ömür güze döndü mevsimse hazan Sensiz nefes almak zorlaştı canan Kor oldu hasretin yüreğim pişer Ömür çınarımdan yapraklar düşer Kara topraklara gözlerim düşer Sensiz nefes almak zorlaştı canan Hoşgelir uzaktan davulun sesi Mutlu olan mutlu sanar herkesi Kesildi çıkmıyor DURAK’ın sesi Sensiz nefes almak zorlaştı canan Durak YİĞİT

İncele !

Keyfim Yerinde Fikret Turhan Şiir

ellerimi ovuşturuyordum
keyfim yerindeyken
ıslık çalıyordum
bestesini bilmeden..!
gözlerimi ovuşturuyordum
sabah uyanırken
mırıldanıyordum
güftesini bilmeden..!
Fikret Turhan

İncele !

Kibrit Kutusu Resimli Şiir

Eskiden, Yani.., Ben çocukken… Sen çocukken… Aşkımızın, Falına bakardım Kibrit kutusunda… Ben… İki çubuk seçerdim, İçlerinden… En nazlısı sen… En civanı ben… Kibrit kutusunun İki ucunda, Yan yana durur.. Yanmayı beklerdik, Senle ben… Alevler, Sarardı bedenimizi… Önce, Başlarımız eğilir, Bedenlerimizle Dönerdik birbirimize… Benle sen… Falım, Çıktı diye… Deliye dönerdim Ben… Fikret Turhan

İncele !

Bulut yağmur ve aşk

bulut.., sanki bir perde… rüzgar onu serdiğinde, yağmur yoğunlaşırdı yüreğimin içinde… yağmur.., sanki bir oyun… rüzgar onu sergilediğinde, aşk yoğunlaşırdı gözlerimin içinde…. Fikret Turhan

İncele !

Bedenin Yükü - Resimli Şiirler




Bedenin Yükünü Ayaklar Taşır,



Ruhun Yükünü Yürekler...



Can Yücel



Sesli Şiir Vakti





İncele !

İbrahim Sadri - Sebebi Sen - Sesli Şiir Dinle




Sebebi Sen - İbrahim Sadri

Sesli Şiir Dinle








Şiir:



İbrahim Sadri - Sebebi Sen



Gelmeyin üstüme

Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum

Her şey bende kalsın sensizlik bende

Bir sebebi var ise

Onu da kendime bırakıyorum

Sorma arkadaşım

Ayrılık denen kelimeyi

Sorma kapılarında mecnun gezdiren bahaneyi

Ben o yarin derdine

Unutmuşum dermanımı

Sorma arkadaşım külü dumanı

Ağustosta saçlarıma yağan karı

Kapılarında kul diye

Mecnun olup çöl diye

Sana geldim vur diye

Halım nedir sor diye

Yıkılmadım gör diye

Gelmeyin üstüme

Neyi alıp satayım

Bugün efkarımı pazara çıkarmıyorum

Dermanı yok bu sevdayı sordum kendime

Geceler yoldaş oldu döndüm kendime

Ey aşk

Ey derin kuyu

Ey soruldukça kanayan soru

Nem olsun sen olmayınca

Dünya malı nem olsun

Her gün pazar kurulsa aşk meydanında

Benim sensiz satacak nem olsun

Gelmeyin üstüme

Sakladığım bir ayrılığın sırrıdır

Kor ateşler sümmanisi

Ey her şeyin sebebi

Gör diye gözlerinle divaneni

Durmuşum yoluna bir ömür beklemeyi durmuşum

Nem olsun sen olmayınca

Dünya malım nem olsun

Her gün pazar kurulsa aşk meydanında

Benim sensiz satacak nem olsun



Şiir : İbrahim Sadri

Söz : İbrahim Sadri

Müzik : Yücel Arzen




 

İncele !

Bir Merhamet heykelib - Resimli Şiirler




Necip Fazıl Kısakürek - Resimli Şiir



Allah diyor ki:'Geçti gazabımı rahmetim!' 

Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...




İncele !