Parsel parsel eylemişler dünyayı Bir dikili taştan gayrı nem kaldı Dost elinden ayağımı kestiler Bir akılsız baştan gayrı nem kaldı Padişah değilem çıksem otursam Saraylar kursam da asker yetirsem Hediyem yoktur ki dosta götürsem İki damla yaştan gayrı nem kaldı Mahsuni Şerif’im çıksam dağlara Rast gelsem de avcı vurmuş marala Doldur tüfeğini beni yarala Bir yaralı döşten gayrı nem kaldı (Aşık Mahzuni Şerif, Afşin)
Günüm, geceye dönerdi.. sen yanımda olmayınca… çiçekler bir yana, güneş bir yana.. sarılırdım ben, yalnızlığın bitmez karanlığına..! gecem, gündüze dönerdi.. sen yanımda olunca… ay bir yana, gece bir yana.. sarılırdım ben, varlığının sönmez ışığına..! sen, güneşim olunca.. ben tutulman olur… kaybolurdum..! sen, ayım olunca.. ben çekimin olur sokulurdum yanına..! Fikret Turhan
Hadi öyleyse güle güle Ne güzel bir güzellik ki biz birbirimize veda ederken ”Gül’e Gül’e” deriz. Meger bu Muhammed’e Muhammed’e git demekmis. Nereye gidersen git Gül’e git.. Nerede yürürsen yürü, Gül’e (S.A.V) giden yoldan yürü.. Hadi öyleyse GÜL’E GÜL’E..
toprak gerilince, fay kırılır… kıyamet kopar… ama… o rahatlardı..! gök gerilince, bulutlar kopar… şimşekler çakar… ama… o rahatlardı..! insan gerilince, tepesi atar… küfrü basar… ama… o rahatlardı..! Fikret Turhan
Sesli şiirlerler olarak bu geceye özel olarak sizlere sesli mükemmel bir şiir paslıyoruz. Umarız şiiri beğenirsiniz.
Ziya Gökalp'in Mektubu
Seslendiren: Ahmet Şafak
Sesli Şiirler
Ziya Gökalp'in Mektubu
Sevgili Vecihem bu hafta yine mektup alamadım
Fakat gazetelerde mecmualar geldi
Bu kağıtlarda benim için mektup yerine geçiyor
Bana hepinizin kokusunu getiriyor
Bunları görünce sıhhat haberinizi almış oluyorum
Ben sıhhatliyim..
Sadece aklım sizde
Lakin ne çare sabretmek lazım
Böyle zamanlara Allha tevekkül etmek
İnsanın imdadına yetişiyor
Bir müslümana göre Allah varken keder yoktur
Türk Allah Kerim'dir demekle
Her türlü vesveseden uzak yaşar
İşte bende bir müslüman gibi bir Türk gibi
Allah'ın inayetine güvenerek
Kendi kendimi teselli ediyorum
Sevgili Zevce'm ben burada kendimi Diyarbakır'da sanıyorum
Fis kayası gibi yüksek mevkideyiz
Karşımızda deniz karanın içine girmiş bir ırmak kadar ince
Diyarbakır'daki çayı andırıyor
Irmağın ötesinde bir köy var ki Kıtırbıl'a benzer.
Sabah akşam köylülerle hayvan sürüleri bu denizi ayaklarıyla geçerler.
Diyarbakır'dan kıtırbıl'a nasıl geçilirse bu taraftan da karşı yakaya öyle geçilir.
Yalnız burada kelek yok.
Karşı yakanın sağ tarafında bir köy var ki Diyarbekir'in sati köyüne benzer sol taraftaki köy de Sümbüllü'yü andırır. Bazı da karşımda Dicle'yi, bostanları, kıtırbıl'ın arkasındaki yamaçları görüyorum.