Aşk Şiirleri

Aşk Sözleri

Güzel Sözler

Seni Seviyorum

Şiir Dinle

facebook resimli şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
facebook resimli şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sevgiliye kalpli kuşlu özlü söz


Nereye gidersen git, Çantada bir resmim Aklında gülüşüm olsun. Ben seni, Gerçekten sevdim Bitmez demiştim, Bitmedi...

İncele !

Sevgiliye Mumlu Özel Söz Resimli Mesajı


Ben seninle karşılaşacağımı

bilseydim başka

türlü yetiştirirdim

kendimi...





İncele !

Sevgiliyi özlemek resimli söz




Seninle başladı sevmek,

seninle biter

ne kadar dirensemde

bu yürek seni özler...


İncele !

Sevgiliye Anlamlı Söz Resimli Mesajı



Ey sevdiğim bir çiçeğe
Dokun ki yansın yüreğin
Aşka yanmış bir yüreğe
Sokul ki yansın yüreğin

Usul usul ince ince
Yapraklara kar duşünce
Aç kolların bütün gece
Sarıl ki yansın yüreğin

Mor dağları aşa aşa
Ay doğunca baştan başa
Yanakta bir damla yaşa
Dokun ki yansın yüreğin
 

İncele !

Sen ve Ben ölümsüz sevda iki kalpli resim


Sen ve Ben

Ölümsüz Sevda

İncele !

Sevgiliye en güzel seviyorum demek kağıda yazılı



Ne bir şarkı

Ne bir Söz

Nede bir gösteriş

Olayın Özü

İki Kelimelik bir Söyleyiş

SENİ SEVİYORUM

İncele !

Sevgililer Gününe Kalpli Anlamlı Resimli Söz Gif


Seninle tattım ben her mutluluğu

Bırakıp gidersen bil ki yaşayamam

Ömrümden canımdan ne istersen al

Gülü susuz seni aşksız bırakmam



Üşüdüm diyorsan güneş olurum

Yanarım sevginle ateş olurum

Dolarım havaya nefes olurum

Gülü susuz seni aşksız bırakmam

İncele !

Yürekteki aşk biter mi gif resimli mesaj



Aşk ne zaman biter biliyor musun?

Bitti.

Dediğinde yüreğin acımıyorsa..

İncele !

Ölüm gibi sevmek resimli yazı



Ben seni ölüm gibi sevdim,

son durağım ol diye...

İncele !

Işıklı kalpli sevgiliye anlamlı resimli söz



Sen 

UMUDUM

Vezgeçilmez 

TUTKUM

Sevgi Işığımsın...

İncele !

Leyla ve Mecnun'dan Gazeller


Fuzuli,
Leyla ve Mecnun



Metin, Düzyazıya Çeviri, Notlar ve Açıklamalar
Hazırlayan: Muhammet Nur Doğan
(Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2000)


Leyla Dilinden Gazel

Felek, bağrımı kan etmeden, gönlüm açılıp serpilmedi;
Beni böyle ağlatıp inletmeden sevindirmedi.

Kılmadan zulm ile yüz parça su yaralı göğsümü,
Bu bahçede, gül gibi, bir anlık bile güldürmedi.

Şükür ki, felek muradımı verdi de; ümitsiz kılıp,
Bu aşk ve sevgi isinde beni pişman eylemedi.

Dert yokmuş kimsede; yoksa, ask feyzi tabibi
Kimde dert gördü de, o derde derman eylemedi?..

İnsanoğlu sabırsızdır; yoksa zaman
Hangi isi yavaş yavaş kolaya döndürmedi?..

Gözyaslarımın seli yeryüzünü kapladı, ama mutluyum;
Çünkü o sel, sabrımın binasını viran eylemedi...

Aşk alış verisinde, dosta kavuşma kazancını elde ettim;
Ey Fuzuli! Canana canini veren, asla ziyan eylemedi...
(s.473)


Mecnun Dilinden Gazel

Öyle sarhoşum ki, idrak edemem, dünya nedir;
Ben kimim, saki olan kim, acaba bu şarap nedir?..

Gerçi, canandan çılgın gönlümün arzusunu istiyorum; ama,
Bilemem çılgın gönül arzusunu ki, canan sorsa, nedir?

Madem bir kez kavuşmak, aşığı vuslata kandırır;
Peki maşuktan aşığa her dem bu istiğna nedir?

Dünya ve alem felsefesinden anlayan, bilge sayılmaz;
Bilge ona derler ki bilmesin hiç, dünyadakiler ve dünya nedir!

Ey Fuzuli! Ah ve feryatların incitmekte alemi;
Eğer aşk belası ile başın hoşsa, o zaman bu dava nedir?
(s.475)


Leyla Dilinden Gazel

Ey beni çılgın eden: benden bu kaçış hali nedir?
Niye sormazsınki, bu çılgın gönlümün ahvali nedir?

Eğer bana halk içinde ilgi göstermezsen mazursun:
Ama tenhada da yüz vermezsin, bu korku nedir?

Halimi bilmediğin için bana açmıyorsan, anlarım;
Ya halimi bilip de kasten bilmezden gelmek nedir?

Bülbülün gayreti gül arzusu yolundadır derler;
Ama gulu gördüğünde meyletmez, peki bu dava nedir?

O peri yüzlü, ben rüsvaya hiç etmez iltifat...
Ey Fuzuli! Bilmem ki, ben rüsvanın sucu nedir?
(s.481)


Mecnun Dilinden Gazel

Gönül hayalle avunup, vuslata meyletmez;
Gönül dışında bir yar olduğunu aşık hayal etmez.

Hakikat ehli, kendini güzellik ve cemale kaptırmamalı;
Gerçek aşk asla bir kusur kabul etmez...

Kamil aşk isteyen, sekil güzelliğinden sakınır;
Çünkü sekle bağlanmak, aşığı olgunluk sahibi etmez.

Şekilcilik, aşk ehlinin cehaletine delildir;
Halbuki, akilli olan, bir gün ayrılınacak olanla birleşmez.

Dost, gönülde yerleşse, gözde niçin dolaşsın?
Muhabbet, sabit olsa, öz mekanından göçüp gitmez...

Gönül levhası masiva lekesinden daima beri olmalı;
Tevhit ehli olan, idrak sayfasına zülüften ve benden nakış çekmez...

Mana ehli, sekil için iradesini kaybetmez asla;
Hakikat cevherini mecaz cahilliğine çiğnetmez...

Gönül ehli olan, suret ehlinin hilesine bağlanmaz;
Fuzuli ise bağlanmıştır; demek ki hali idrak etmez...
(s.489)


Leyla Dilinden Gazel

O dilber ki, devamlı aşığa yüzünü göstermez;
Noksan kalır; bakış feyzi bulup, olgunluk kesbetmez...

Aşıkları kendine çekmeyen, gerçek maşuk sayılmaz;
Ne çıkar o suret güzelliğinden ki, hal ehlini cezp etmez?...

Maşukun yüzü, bilge olmayandan gizli kalmalı;
Çünkü bilge olmayan, Allah’ın sanatını idrak etmez...

Güzellerin vuslatına talip olan, nefsin arzusudur;
Yoksa gerçek aşk için: ayrılık: ya da vuslat: fark etmez...

Maşuk, aşığın var olan hayat nakdini harcıyor;
Korkulur ki, bu zulmü maşukuna aşık helal etmez!

Güzeller naz cilvelerini mecaz ehline göstersinler;
Hakikat ehli, kendini zülüf ve bene müptela etmez!

Fuzuli, suret aleminde şaşkın ve gafil gezer durur...
Nasıl gafil? Bu sevdanın sonunu hiç hayal etmez...
(s.495)


Mecnun Dilinden Gazel

Biz cihan sarayını gerçekte viran bilmişiz;
Esenlik hazinesini bu virane içinde gizli bilmişiz.

Gerçi suretperest, taklit ile kendini alim bilir;
Gerçekler aleminde biz onu cahil bilmişiz.

Habersizler, şarabi, rahatlık içkisi sanırlar;
Biz zamanın bilgesiyiz; onu dökmüş; kan bilmişiz.

Anladık ki, alem mülkü kimseye vefa eylemez;
O zamandan beridir; onu Süleyman mülkü bilmişiz.

Ey Fuzuli! Ayrı sanmışın mescidi meyhaneden;
Meğer ne hata imiş ki, biz seni hep irfan ehli bilmişiz!
(s.503)

İncele !

Divan Edebiyatında Mumla Konuşan İki Sevgili


.

Fuzuli’de Leyla’nın, Şeyhi’de Şirin’in Mumla Konuşmaları

ADNAN DURMAZ

.

BU ÇALIŞMANIN BÖLÜMLERİ:

.

1- FUZULİ’NİN LEYLA VÜ MEVNUN MESNEVİSİNDE LEYLA’NIN MUMLA KONUŞMASI BÖLÜMÜNÜN YORUMU

2- LEYLA MECNUN HİKÂYESİ ÖZETİ (İÇİNDE MECNUN’UN AŞK DERDİNDEN KURTULMAMAK İÇİN ETTİĞİ DUANIN AÇIKLANMASI)

3- EK–1- ŞEYHİ’NİN HUSREV İ ŞİRİN ‘İNDE, ŞİRİN’İN MUMLA KONUŞMASI HİTÂB KERDEN-İ ŞÎRÎN BE-ŞEM'

4- EK:2- Husrev i Şirin hikâyesinin özeti

5-EK: 3-TASAVVUFTA AŞK

6- EK–4-MESNEVİ HAKKINDA BİLGİ

.

FUZULİ’NİN LEYLA VÜ MECNUN MESNEVİSİNDE LEYLA’NIN MUMLA KONUŞMASI BÖLÜMÜNÜN YORUMU

.

Gel ey gözü bağlı bağrı dağlı

Başı karalı, ayağı bağlı

.

Yanan mumun üst kısmında oluşan eriyik sanki bir göz bağına benzetiliyor. Mumun bağrının ateşle dağlandığını belirtiyor, sürekli göğsünden aşağı, aktığı yerde iz bırakarak sıcak eriyik akmaktadır çünkü. Mum ayağı bir yere yapışmış olmasından dolayı, ayağı bağlı diyor ona. Fitilinin yanık ucundan dolayı da başı karalı olduğunu söylüyor. Türkçedeki ”Kara başım” deyimini çağrıştırıyor talihsizlik anlamında. Anlaşılan o ki, aşkının acısı içinde, derdini kimseyle paylaşamayan Leyla, çöl gecesinin sonsuzluğu içinde, çadırındaki yanan mumu bir insana benzeterek, onunla dertleşmektedir

.

Gel olalım hem-nefes men ü sen

Râz-ı dil-ı zarın eyle rûşen

.

Sen ve ben aynı nefesi alırcasına bütünleşip dertleşelim ey mum Şu ağlayan gönlünün sırrı neyse benimle paylaş, gel.

.

Ne dert seni nizâr ediptir

Alüfte vü zerd ü zar ediptir

.

Yandıkça erimektesin, eridikçe zayıflamakta, sararıp solmaktasın. Yandıkça sesler çıkıyor senden –mumun cızırtıları-; hangi derttir sana böyle ah çektiren Baştan ayağa nedir bu yanmak Dûd-ı dile dembedem boyanmak Başından başlayıp ayaklarına doğru sürekli yanıp, ağır ağır tükenmektesin; nedir bunun sebebi ey mum. Yanan gönlünün dumanlarına boyanmaktasın bir yandan da, buna sebep ne?

.

Ne cinstir aslın ey belâ-keş

Kim âb-ı hayatın oldu âteş

.

Bela, gam keder anlamına gelmektendir. Bela aynı zamanda, KALU Bela sözcüğündeki anlamıyla, evet, tabii ki anlamına da gelmektedir. Divan edebiyatında âşık için, sevgiliye dair her şey beladır. Bu anlamlar göz önüne alınınca, Mumun varlık nedeni yanmaktır. Mum yanmak için üretilmiş yaratılmıştır. İtiraz etmez o her şeye evet der; tutuşturursan yanar, üflersen söner. Ateş mum için yaşam nedenidir. Ateş olmasa mum var olmazdı. Aynı zamanda ateş mumun ölüm nedenidir de. Aşk acısı olmasa yaşaması mümkün olmayacak olan aşığa benzetiliyor mum burada

.

Her lahza düşersin ıstıraba

Hem ateşe garkasın hem âba

.

Her an acılar içinde yayan sensin ey mum. Bir yandan ateşler içindesin bir yandan da sular içindesin. Yandıkça eriyip sıvılaşan mum için su sözcüğünü kullanmış burada şair. Bu haliyle de mum, aşk ateşiyle yanan ama bir yandan da gözyaşı döken aşığa benzetiliyor.

.

Ne sihr kılarsın ey seher-rîz

Kim âteşin âbdan olur tiz

.

Sabahın en erken zamanında mum sönmüş oluyor. Âşıklar herkesin uyuduğu sabahın erken saatlerinde uyanık olurlar. Her yanışında önce ateşle başlıyor acısı, önce tutuşması gerek ki, sonra eriyip sıvı hale gelsin. Önce aşka düşüp yanar, sonra da ağlar âşıklar.

.

Hem suhteden hem olma gafil

Mende dahi var bir gam-ı dil

.

Sen aşk derdiyle yanarken, benim de gönlü kederle yanan birini de bilmelisin. Derdi ortak olanlar birbirini bilir. Mum Leyla’nın yüzünü aydınlatınca aynı zamanda onun da kendisi gibi bir dertten yandığını görmüş olması gerekir. Mum ışığı olmazsa karanlıkta Leyla görülemez. Mum yanınca da ilk görmesi gereken, o an onunla dertleşen Leyla olmalıdır.

.

Men hem sana benzerem vefada

Belki nice mertebe ziyade

.

Belki senden daha fazla vefalıyım. Ben de senin kadar vefalıyımdır. Verdiğim aşk sözünde durur, bunun karşılığı olarak payıma düşen acıyı seve seve yaşarım. Hatta senden daha da vefalıyım ben

.

Sen gece hemin yanarsan ey zar.

Men gece vü gündüzem giriftar

.

Sen yalnız geceleri yanarsın; ama ben gece gündüz yanarım. İşte asıl farkımız bu, ben daha çok yanıyorum aşktan.

.

Sende eser-i hevâ ziyandır

Nispet mana rahat-ı revandır

.

Sen aşkın ateşiyle yanıp tükeniyorsun ki bu kurtulmak oluyor. Yanmanın bittiği bir yer var; bu da gönül rahatlığı verir sana, nasıl olsa bitiş var. Ama benim yanışım hiç bitmeyecektir.

.

Hoştur sana sırrını döküp yaş

Meclisler içinde eylemek faş.

.

İnsanların akşamları toplanıp birlikte olduğu meclislerde, sen gözyaşları içinde sırlarını açıklayarak rahatlarsın bu da hoşuna gider

.

Gönlün çü değil vefada kaim,

Gönlündekidir dilinde daim

.

Gönlü aşkta vefalı olan sırrını kimseye dökmez, hatta dökemez. Senin gönlün vefalı değil aşkta ki, neyin varsa dilindedir, içinde olan dışında da görülebiliyor

.

Men sabit-i arsa-ı belâyam

Ney kimi hızâne-i hevâyam

.

Ben gam keder bela ortamından asla ayrılamam; çünkü aşk budur. Konuşmam ama bu aşkla inlerim yalnızca. Rivayete göre Hz. Muhammet İlahi aşk sırrını Hz. Ali’ye söylemiş. Bu sırrı taşıyamayan Ali ıssız bir yerde kör bir kuyuya söylemiştir. Kör kuyudan sular dışarı fırlamış ve oluşan sulak alanda yetişen kamışlardan Ney adı verilen çalgı yapılmıştır. Bu nedenle ney sesinin ilahi aşkı taşıdığı söylenir.

.

Olmam olur olmaz ile demsâz

Başım kesilirse söylemem râz.

.

Sen meclislerde her kim olursa onlarla birlikte olup, önüne gelene derdini döker, sırrını verirsin ey mum. Mum senin başını keserler arada, daha iyi tutuşursun yanarsın; benim başımı kesseler de asla kimseye sırrımı açmam

.

Derdim sana söyleyem gam-ı dil

Sende dahi tâb yok ne hâsıl

.

Elden ne gelir. Ben sana gönlümün derdini açayım istedim ama sende de derman yok, tükenmişsin.

.

Döymez ciğerin bu şerh-i râza

Ahım götürür seni güzâra.

.

Eğer ben sana içimdeki sırrı söylersem, benim aşk acıma senin kalbin dayanmaz, tümden yok olursun. Ahh ettiğim zaman tükenirsin. Burada “Ahh “ edince çıkan nefesin mumun alevini söndüreceğini söylüyor aynı zamanda

.

Her yâra bu derdi eyledim faş

Olmadı bu yolda bana yoldaş.

.

Ben hangi dostuma bu sırrı açıkladımsa bunu taşıyamadı, benden yolunu ayırdı. Sabr eylemedi bu derd ü dağa Katlanmadı düştü taşa dağa Bu aşkın hastalığına ve büyük yalnızlığına katlanamadı hangi dosta açtımsa sırrımı; dağlara taşlara düştü benim derdimden yanında senin hem urmayam dem ta kaçmayasın ırağa sen hem .Ey mum sana sırrımı açmayayım ki sen de uzaklara kaçma, karanlıkta kalmayayım şem’ün çü görürdü yok zebanı dem urmağa yoh yanında canı

.

Leyla sonunda mumun dilsiz olduğunu anladı onun yanında konuşmayı da gereksiz buldu

.

Fuzuli Leyla vü Mecnun Mesnevisinde bir yandan Leyla ve Mecnun’un aşkını, ayrılığını anlatırken, aynı zamanda Tasavvufi İlahi Aşkı da anlatmış oluyor. .

İncele !

Süleymaniye'de Bayram Sabahı

SÜLEYMÂNİYE'DE BAYRAM SABAHI

Artarak gönlümün aydınlığı her sâniyede,
Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye'de.
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garib âlem bu!..

Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, îlâhi yapıya.
Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allâh’ına bir böyle yapı.
En güzel mâbedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayâl ettiği mimârinin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gaazîleri, serdâriyle,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mimârıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Tâ ki geçsin ezeli rahmete rûh orduları..

Bir neferdir bu zafer mâbedinin mimârı.
Ulu mâbed! Seni ancak bu sabâh anlıyorum;
Ben de bir vârisin olmakla buğün mağrûrum;
Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
Senelerden beri rü'yâda görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imânı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allâh’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakarâtın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrâr alınan Tekbîr'i;
Ne kadar sâf idi sîmâsı bu mü'min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mîmâri mı ulvî eserin?
Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan vârisi hem sâhibi o,
Görünür halka bu günlerde tesellî gibi o,
Hem bu toprakta buğün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, Tâ Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birdir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar ruzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosva’dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul’dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus’dan mı, Cezâyir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?

Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Tanrıya, Gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla berâber bulunan ervâhı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

.

YAHYA KEMAL BEYATLI

İncele !

"In truth, everyone is a shadow of the Beloved"

type='html'>

ONE WHISPER OF THE BELOVED

Lovers share a sacred decree -
to seek the Beloved.
They roll head over heels,
rushing toward the Beautiful One
like a torrent of water.

In truth, everyone is a shadow of the Beloved -
Our seeking is His seeking,
Our words are His words.

At times we flow toward the Beloved
like a dancing stream.
At times we are still water
held in His pitcher.
At times we boil in a pot
turning to vapor -
that is the job of the Beloved.

He breathes into my ear
until my soul
takes on His fragrance.
He is the soul of my soul -
How can I escape?
But why would any soul in this world
want to escape from the Beloved?

He will melt your pride
making you thin as a strand of hair,
Yet do not trade, even for both worlds,
One strand of His hair.

We search for Him here and there
while looking right at Him.
Sitting by His side we ask,
"O Beloved, where is the Beloved?"

Enough with such questions! -
Let silence take you to the core of life.

All your talk is worthless
When compared to one whisper
of the Beloved.

Mevlana Rumi
http://www.allspirit.co.uk/rumi5.html
.
Index of Rumi Poems
.

İncele !

Yeniliğe Doğru

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi
Her gün bir yere
Konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa
Düne ait

Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Mevlana Rumi

İncele !

Can Gerek

Dilsizler haberini kulaksız dinleyesi

Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası

.

Dinlemeden anladık anlamadan eyledik

Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi

.

Biz sevdik aşık olduk sevildik maşuk olduk

Her dem yeni dirlikte sizden kim usanası

.

Yetmiş iki dilcedi araya sınır düştü

Ol bakışı biz baktık yermedik am-u hası

.

Miskin Yunus ol veli yerde gökte dopdolu

Her taş altında gizli bin imran oğlu musi.
.
Yunus Emre

İncele !

Üsküdar'da Akşam Oluyor

Merdivenli bir sokak’tan iniyorum

gözlerinin gizlendiği sahile.

Bu yaka’dan karşıya bakınca

bin yıllık aşkların güneşi ay’ın ellerinden tutuyor.

Bir yanım da Usta Sinan,

diğer yanımda güzellik kraliçesi mihr-ü mah duruyor.

Telaşlı insan kalabalığına

kesif balık kokuları çarpıyor.

Ölümü dirimden ayıramayan bir kızıllıkla

Üsküdar da akşam oluyor.

Sahile ulaşamadan daha

yolumu sokak çocukları kesiyor.

Senin payına bir mendil alıyorum,

onu da bir başkasına veriyorum.

Ağır bir Cuma’dan kalma,

Sözünü muhatap kıldığın kulaklarımı

her sese kapatıyorum.

Gözlerimden mor halkalı bir yorgunluk akıyor,

Çünkü

gittiğim her yere seni de götürüyorum.

Bir kaldırımdan diğer kaldırıma nefes darlığı ile geziniyo­rum.

Kirpiğimin ucundan şiirce bakışlar taşırıyor,

Hak etmediğim kutlu bir mesaja sinemi açıyorum.

Kişi sevdiği ile beraber olacaktır demiyor,

“Kişi sevdiği ile beraberdir” diyor.

Varsın mesafeler uzadıkça uzasın

Varsın iki yakası bir araya gelmesin İstanbul’un

Hatta zaman katili ilan edilsin aşkların

Nasıl olsa başkaca her söze sağır kulaklarım.

Az ötede bakışlarına çarpıyor,

Selamını vapurları kovalayan martılardan alıyorum.

Kays’a o eğik başlı selamı vereli beri ben böyleyim

Hiçbir kelimeye güvenim yok sana söylemeye

Korkuyor musun diyeceksin?

Güzelliğini benzetmeye yetmez kaygısıdır içimi saran

Dedim ya ben böyleyim,

suskunluktur yakışan

Hem ben ki;

İki nefes arası kendi nöbetinde bir adam

Kalıcı değilim bilirsin,

biraz da acelem var

Yetişmeliyim Eminönü vapuru şuradan kalkıyor

Bir yanımdan Usta Sinan,

diğer yanımdan Mihr-ü Mah bakıyor,

Bu sahiller baştan ayağa

Suretin gibi sen kokuyor

Sana benzeyip kutlu bir mesajla yola koyuluyorum

Ve bir bir renkler de soluyor

Ölümü dirimden ayıramayan bir kızıllıkla

Üsküdar da akşam oluyor.





Kitap Hakkinda Tanitim Yazisi:




Radyo 7’nin beğeni ile takip edilen şiir üsluplu programcısı Barış Cem KAYA, “En Güzel’e ithafen bir suskunluk dene(n)mesi” diye tanımladığı şiir – deneme kitabını Akis Yayınlarından çıkardı.



Program ve gösterilerinde “an’ın içinde kendinize zaman ayırın” sloganı ile toplumsal birlikteliğin kaliteli bireysel bilinçle oluşacağına dikkat çeken programcı, güzel bir toplumun güzelleşmesinin ancak “En Güzel” ile olmakla mümkün olacağına inanıyor. Cümle güzelliklerin güzelliklerini en güzel’den ödünç aldığı bir yaşam serüveninde gözüne takılan güzelleri şiirce yaklaşımı ile kaleme alan Barış Cem KAYA bu güzelliğin ürününe “Üsküdar’da Akşam Oluyor” adını verdi.


İncele !

İbn Hazm'in Edebî Kişiliği

Bu çalışmamızda önce İbn Hazm’in edebî kişiliğinin oluşmasında etkili olan faktörler ele alınmış, ardından söz konusu kişiliğin özellikleri ve bu özellikler bağlamında ortaya çıkan edebî yaklaşımları irdelenmiştir. Bu çerçevede eleştirmenliği, şairliği ve nesirciliği üzerinde durularak her biri kapsamında derç edilen alt başlıklar ve bu alt başlıklar için yer verilen nesir ve şiir örnekleriyle konu aydınlatılmaya çalışılmıştır.
.

Literatürdeki tam adı Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Said b. Hazm (384/994-456/1064) olan İbn Hazm, Endülüs’te hicri beşinci/miladi on birinci yüzyılda yetişen1 çok yönlü ilim, fikir ve edebiyat adamlarından biri olmakla temayüz etmiştir. Nitekim kendisiyle ilgili olarak yapılan kimi çalışmalarda, güçlü düşünce ile edebiyat ve sanatın inceliğini bünyesinde birleştirebilen ender şahsiyetlerden biri oluşuna dikkat çekilmiştir.2 Bu bağlamda yaşadığı dönemdeki hemen hemen her ilim dalında söz sahibi olmakla dikkat çeken İbn Hazm’in en çok hangi alanda temayüz ettiği konusunda görüş ayrılığı olduğu gözlenmektedir. Bu çerçevede kimileri fakihliğini, kimileri felsefeciliğini, kimileri de özellikle Tavku’l-hamâme adlı ünlü edebî eserinden yola çıkarak edebiyatçılığını ön plana çıkarmışlardır. Ancak edebiyat alanında dünya çapındaki şöhretini borçlu olduğu en önemli eserinin Tavku’lhamâme olduğu konusunda herhangi bir görüş ayrılığının görülmemesi, önde gelen özelliğinin edebiyatçılığı olduğu tezini güçlendirmektedir. Bu nedenle olsa gerektir ki, İbn Hazm’i konu alan pek çok yazar gibi Ferrûh da, kendisi için yaptığı nitelemede edebiyatçılığını önceleyerek “el-edîb eş-şâir en-nâsir” ifadesiyle edebiyatçılığı, şairliği ve nesirciliğine vurgu yaptıktan sonra “ve’lfakîh ve’l-mufekkir ve’l-alim” diyerek fakihliğini, düşünürlüğünü ve ilim adamlığını dile getirmiştir.3


Biz de bu tespitten hareketle İbn Hazm’in edebî kişiliğini bir makale çerçevesinde ele almayı yararlı bulduk. Bu kapsamda önce edebî kişiliğinin oluşmasında etkili olan faktörlere yer verildikten sonra sırayla eleştirmenliği, nesirciliği ve şairliği üzerinde durulacaktır.


A. Edebî Kişiliğinin Oluşumunda Etkili Olan Faktörler
İbn Hazm’in uzmanlaştığı ilim alanlarının ve bu alanlarda verdiği eserlerin çokluğu, çok yönlü bir edebî kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir. Zira edebî kişilik sadece dil ilimleriyle uğraşma veya sanatsal düz yazı ya da şiir türü eserler ortaya koyma becerisiyle sınırlı olmayıp entelektüel birikimin tamamı ve bu birikimin dil ve anlatım bakımından yeterli bir üslupla ortaya konulmasıdır. Ayrıca, hemen hemen tartışmasız kabul gören sosyokültürel bir realite olarak her insanın genel kişiliği gibi, edebî kişiliği de, uzak çevresinin yanı sıra, özellikle ait olduğu yakın çevresinin belirleyici etkisiyle oluşmaktadır. Konuya bu perspektiften bakıldığında İbn Hazm’in edebî kişiliğinin oluşumunda etkili olan temel faktörün, vezir düzeyinde ileri gelen bir devlet adamının çocuğu olması hasebiyle yüksek kültür düzeyine sahip bir ortamda dünyaya gelip yetişmesi, aynı ortamın sağladığı imkânlar sayesinde ilim tahsilinde herhangi bir güçlükle karşılaşmaması ve devlet adamlığının yanı sıra iyi bir edebiyatçı ve belâgat erbabı olduğu anlaşılan babası Ahmed b. Sa‘îd Ebû ‘Umar el-Vezîr (ö. 402/1011) başta olmak üzere, döneminin en iyi ilim, fikir ve kültür adamlarından yararlanabilmiş olmasıdır. Nitekim kendi ifadesiyle babasının, 396/1005 yılında henüz on iki yaşındayken kendisini, on bir yaşındaki halife Hişam el-Mueyyed’in çocukluğundan yararlanarak devleti fiilen yöneten sadrazam konumundaki Muzaffer b. Mansûr’un (ö.399/1009) meclisine beraberinde götürmesi 4 ve babasının, son vasiyetlerinden biri olarak, naklettiği şu beyti de bunu kanıtlar mahiyettedir:
...
C. Şairliği

Konuyla ilgili kaynaklardaki genel kanıya göre, İbn Hazm, çocuk yaşta şiir yazmaya başlamıştır.31 Bu görüşü, yukarda yer verildiği üzere, çocukken kendisini yetiştiren kadınlardan ilk şiirleri öğrenmiş ve ezberlemiş olması da desteklemektedir. Kimi araştırmacılara göre, henüz yaşı yirminin altında iken yazdığı şiirlerin çoğu, önceleri aşık olup evlendiği sevgilisi Nu‘m ile ilgili gazellerden ve daha sonra Nu‘m’un genç yaşta ölmesi üzerine, ölümünden duyduğu dayanılmaz acıyı dile getirdiği mersiyelerden oluşmuştur.32 Bu konuda sahip olduğu İleri derecedeki yeteneği sayesinde hiç zorluk çekmeden irticalen de şiir söyleyebilmiştir. Bu tarz şiirlerinin örneklerinden biri, bir arkadaşının vefatı üzerine söylediği mersiyedir.33 En önemli mersiyelerinden bir diğeri de, yirmi beyitlik ünlü Kurtuba mersiyesidir.34



Öte yandan, konuyla ilgili temel yaklaşımlarına uygun olarak şiirleri, hayat tecrübelerini, dünya görüşünü, sosyal çelişkileri, aşk, acı, vefasızlık, talihsizlik, ayrılık hasreti vb. ruhsal ve duygusal sezgilerini tabii, açık ve duru bir üslupla dile getirme özelliğine sahiptir. Bu nedenle şiirinin, bazı istisnalar dışında, üslup bakımından sanatsallıktan uzak, zorlamasız, doğal ve açık; içerik bakımından da hayatının bütün unsurlarını yansıtacak çeşitlilik ve zenginlikte olduğu söylenebilir. Bu çerçevede Ferrûh (ö.1984) ve Tahtah’ın da vurguladığı gibi, ne kendisinden önceki ne de sonraki hiçbir fıkıh aliminin söylemeye cesaret edemediği kadın merkezli yakıcı aşktan tutun da tabiat olayları, yaşanmış pratik olaylar, edep ve hikmet, düşünsel soyutlamalar, reddiyeler ve ilmi analizlere varıncaya kadar hemen her konuda şiir söylemiştir.35 Büyük kısmı temiz platonik aşkla ilgili olmak üzere, pek çok konuda şiir yazmış olması, İbn Hazm’in şiir koleksiyonunun, büyük bölümü Tavku’l-hamâme’de olmak üzere, günümüze kadar gelen miktarın çok üzerinde olduğunu göstermektedir. Söz konusu şiir koleksiyonu, şu dört kısımda mütalaa edilebilir:
...
İbn Hazm’in yazarlığı ile ilgili olarak yapılan edebî değerlendirmelerde, nesrinin şiirinden üstün olduğu şeklindeki görüş öne çıkmaktadır. Zira en bariz örnekleri yine Tavku’l-hamâme’de yer alan nesri, çağdaşlarının yaptığının aksine, zorlama sanat gösterişinden uzak, doğal ancak özenli bir edebî ve sanatsal örgüye sahiptir. Bununla birlikte edebî üslupla çelişen entelektüel dinî ve ilmî birikimini zaman zaman üslubuna yansıtmakta, bu çerçevede bazı felsefe, mantık, fıkıh ve din alanının diğer terimlerini kullanmakta, illetler, mukaddimeler ve sonuçlara vurgu yapmayı önemsemektedir.63


Vakıa anlatımların tabîî seyri içerisinde ortaya çıkan nadir örnekler dışarıda tutulursa, sın‘î secilere ve bedî sanatlarına yer vermeyen İbn Hazm’in, Makâmat’ındaki secili anlatımıyla o dönemde nesir üslubunu derinden etkilemiş olan Bedîuzzemân el- Hemedânî’den etkilenmemeyi böylece başardığı görülmektedir. Ayrıca, Dayf’in de dikkat çektiği gibi, anlatımındaki tabîî ve güçlü vurguya uygun olarak anlattığı olaylarda da açık ve gerçekçi bir yol izlemeye çalışmıştır.64 Bunun nedenini ise, Tavku’l-hamâme’nin girişinde yer alan ve geleneksel Arap üslubundan bilinçli bir biçimde ayrılıp Endülüs merkezli kültürel aidiyetine uygun bir üslup hedeflediğini gösteren şu sözlerinde bulmak mümkündür:


“Ben, bu kitabımda gördüklerimle veya güvenilir kimselerin aktarması sebebiyle doğruluğuna inandığım bilgilerle yetindim. Eski Arapların rivayetlerini ise benden bekleme! Zira onların yolu bizim yolumuzdan ayrıdır. Bu nedenle onlardan çok sayıda rivayet yapılmıştır. Oysa benim yöntemim, başkasının bineğine binmek değildir ve ben ödünç mücevherle de süslenmem.”65


Özetlemek gerekirse, nesirlerini ve şiirlerini zorlamalar, seciler ve sanatsal unsurlarla bezemeye çalışan muasırlarının pek çoğuna bu nedenle sitemde bulunan İbn Hazm’in nesri, anlayışıyla tutarlı olarak vurguda güçlü, anlatım ve analizde özenli, ifade örgüsünde dengeli, zorlama ve sanatsallıktan uzak olma özellikleriyle temayüz etmiştir.
.


Sevgiye ve Sevenlere Dair (İbn Hazm)
.

İncele !

Ölüm İçinde Aşk


Ölüm İçinde Aşk


Önce yaşamayı öğrendim
Dedem yaşardı çünkü
Bir kuş satıcısıydı dedem
Dedem, o gariban, o yoksul adam
O derin yaraların
Ayağına doktor bıçağı çektiği adam
Kesik ayağında aşk arardı
Göklere uçururken söyleşirdi kuşlarıyla
Hayatın ve aşkın kaynağı bilirdi onları
Zaten bir aşk çocuğuydu o
O aşktı ki yetim dedemin eline
Bey kızı kaçırmanın kamasını vermişti

Önce yaşamayı öğrendim
Annemden geriye kalan buydu çünkü
Bir soluk gibi tükenip gitti annem
Annem bir tan vaktinde
“Ah bu ölüm, bu erken çatan ölüm”
Diyerek süzülüp gitti
Saçlarımdan okşaması kaldı geriye
Sıcak kelimeler buz oldu, dondu ağzımda
Annemin soğuk ellerine yaslarken başımı
Bir çocuktum o zaman, bir cinayet çocuğu
Babamın bir anlık zevkinin ürünüydüm
Tıpkı aşk çocukları gibi anlamazdım
Ayrılıkların acılara gebe olduğunu
Sonra piştim ve öğrendim
Yaşamayı da böylece öğrendim

Önce yaşamayı öğrendim
Ninemin yoksulluktan öldüğünü gördüm çünkü
Kuş satarak geçindirecek kimsesi yoktu
Dedeme eşlik etmeyi bir aşk bildi o da
Koyuldu yoluna bir kaç gün sonra
Cennette buluşmaya gitti onunla
Aşkın sonsuzluğunda yanmaya, kavrulmaya

Önce yaşamayı öğrendim
Dişlerine karşı durmayı öğrendim hayatın
Bunu genç yaştaki amcam öğretti
Yedi çocuğunu sokak ortasında bıraktı çünkü
Elma diye taşları kemirirlerdi
“Muhtarım” derdi büyük oğlu
“Köyde eşitlik olmalı” derdi
Kimseler anlamazdı ne demek istediğini
Çünkü kimseler hissetmezdi onun yüreğindeki acıyı
Benim zengin babam da hissetmezdi
Günde beş defa servetiyle buluşurdu
Bir de duaları vardı babamın
Dua kitapları
Zengin olmaya, sağlıklı kalmaya dair

Önce yaşamayı öğrendim
Sonra eşlik etmeyi hayata
Bunu dedemden öğrendim
Yoksullukta aşk aramayı ondan öğrendim
Ondan öğrendim dirençli olmayı
Gülmeyi, eğlenmeyi, gezmeyi, dolaşmayı
Babamdan öğrendiklerim de vardı
Dünya malının sabun köpüğü gibi olduğunu
Bir damla suyun önünde yok olup gittiğini
Sonra yanlışlardan doğruları çıkarmayı
Hesabı, kitabı ve serveti
Bir nefeslik sevginin
Nice servetlere bedel olduğunu
Bunu da babamdan öğrendim
Babamın yarım kalmış hesaplarından


İncele !

Yürüyelim Seninle İstanbul'da





Kırmızıyı sevdiğini bilseydim

hayallerim kıpkırmızı olurdu



İstanbul hala güneşin ardında

ufuklarında birkaç kara leke

birkaç kan pıhtısı dudaklarında

İstanbul hala sevimli mi sevimli

ve hala bir tomurcuk tadında

yürüyelim seninle İstanbul'da



korkusuz bir rüyadır

bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da

birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü

yenilgisiz bir muamma gibidir

arar bulusmayan ellerimizi

deli rüzgar yine sarhoş, hovarda



tam orada, Çamlıca yokuşunda

birkaç bulut çekelim gökyüzünden

damarlarımızdan geçirelim ve birden

bırakalım suların üzerine

sen bir defa konuş, sen bir defa gül

kumlu ebrular yapalım seninle

serpmeli ebrular, bülbülyuvası

hercaimenekşe, gonca ve sümbül



yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında

yürüyelim seninle İstanbul'da

boğaziçi magrur türkülerini

gözlerine baka baka söyleyin

martılar üşüyünce

denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi



anlayabilir misin

neden çıban gibi büyür bağrımda

büyürde kelebek olur bu sızı

kırmızıyı sevdiğini söyledin

bu yüzden mi günlerdir

İstanbul'da gül kokusu yayılan

tepeler kırmızı, sular kırmızı



İstanbul bilmeli ki, sahillerine

mehtabı taşıyan senin bakışlarındır

İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler

önce senin yüreğine açılır

uzaklarda bir yerde

toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın

parmaklarında hüzün

sana doğru akan nehrin

ağlayan suretidir



bir elimizde umut

bir elimizde sevda

yürüyelim seninle İstanbul'da

musiki kesilsin, tükensin yazı

çaresiz kalınca mızrap ve şiir

ozan bir kenara bıraksın sazı

ressam fırçasına neden mi kızgın

tuvalde çizgiler, renkler kırmızı

kırmızıyı sevdiğini bilince

çekilir mi artık güllerin nazı



Anadolukavağı'nda her akşam

burcu burcu bir rüyadır hayalin

karanlık, hüznünü düşürür dağa

kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar

endamın her sabah iner toprağa



hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz

ayrılık acıyla süzülür kandan

nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda

dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler

öylesine yorgun, mahzun ve candan



İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda

uykusundan uyanınca fırtına

dalgalar türkümüze aşina olur

yüzümüze bakınca deniz fenerleri

sahibini arayan gemilerin

çığlığıyla vurulur



tarih heyelandır hainlerin ardında

İstanbul tarihin soylu anası

biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız

sevdayı kız kulesi'nden

yalıların burukluğu altında

geçiyoruz sokaklardan delice



anlayabilir misin

beyoğlu'nda gezinen

hayal kırıklığının benden türediğini

anlayabilir misin

kırmızı neden böyle

doldurur aynalara inleyen yüreğimi



sana giden yolların kavşağında

bir adam direniyor izini bulmak için

siliyor tanyerine akan alın terini

ufkunda sapsarı umudun rengi

mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah

arıyor sessizce kaybolan günlerini



Gülhane'de simit satan çocuklar

nasıl anlasınlar ellerimizin

neden böyle çekingen olduğunu

Ayasofya önünde tramvay bekleyenler

gökyüzüne dokunurken bu acı

kimdir diye sorsunlar içlerinden

birlikte yürüyen iki yabancı



biz gitsek de, İstanbul'da yine de

yıllar yılı gezinmeli bu sızı

benden bir yaralı şiir kalmalı

senden bir tebessüm, bir de kırmızı

 

İncele !