Aşk Şiirleri

Aşk Sözleri

Güzel Sözler

Seni Seviyorum

Şiir Dinle

şiirlerin dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiirlerin dili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hayallerimizi Gerçeğe Dönüştürebilmek!

Yaşadığımız dünyada bizleri hayal kurmaya iten farklı nedenler vardır. Birine özeniriz hayal kurarız. “Hayal fukaranın ekmeği” deriz, hayal kurarız. “Hedefi olan insan olmak gerekir” der, yine hayal kurarız. Nedenlerimiz farklı olsa da bunlar gerçek olsun isteriz. Bu isteğimiz gerçekleşmeyince de “Ne kadar çalışsam da hayallerime ulaşamıyorum ve çok mutsuzum” deriz. Hayallerimiz gerçekleşmedikçe kendimizi yetersiz hissederiz. Bunun da stres ve hatta daha ileri durumlarda depresyona neden olduğunu görürüz.
Peki, hayal, mutluluk, arzu ve hedef kavramlarının anlamlarını biliyor muyuz? Hayallerimizi gerçeğe dönüştürmek için bunları bilmenin faydası ne?

Deneyimsel Tasarım Öğretisinden hayallerinize ulaşmak için faydalı ve uygulanabilir tavsiyeler:

Hayaliniz ulaşılabilir mi?: Kurduğumuz hayal ne kadar büyük ise o kadar iyidir diye düşünürüz. Sanki o hayale ulaşmak bizim gayretimizle değil de lambadan çıkan cinin sihiri ile olacakmış gibi gelir. Halbuki, DTÖ der ki ulaşabileceğiniz en üst aşamayı isteyin. Ulaştınız mı, işte zihninize başardığınızın ispatı! Hemen seviyeyi bir miktar arttırın. Bu yöntemle, başlangıçta ulaşılması zor görünen hayallerinize adım adım ulaşın.

Hayaliniz mutluluğunuzu nasıl etkiler?: Birileri birşeyi başarmışsa herkes başarabilir. Ama sadece isteyen değil. İsteyip o konuda emek harcayanlar ulaşabilir. Bu nedenle, ne kadar gayret gösterebileceğinizi düşünün. Kendinizden beklentiniz yüksek, dış dünyadan beklentiniz düşük olsun. Çünkü, mutluluk neyle karşılaştığınız değil, ne beklerken ne ile karşılaştığınızdır. O nedenle, kendi gayretinizle başarabileceklerinizi isteyin.

Hayalinizi gerçekleştirmek kontrolünüzde mi?: Elinizdeki imkanlarla gerçekleştirebileceklerinizi isteyin. Bunu yaparken, başkalarının “kendine güvensiz, cesur değil” sözlerine takılmayın. Siz ancak kendi düşünce ve isteklerinizi davranışa dökebilirsiniz. Bir isteğimiz olduğu anda beynimiz aksiyon alabilmemiz için enerji üretir. Bu enerjiyi harcayabilmek için isteğimiz ile ilgili harekete geçmemiz gerekir.  Aksi takdirde harcanmayıp vücutta biriken enerji strese neden olur. Bu nedenle DTÖ der ki, ya istediğin şeyi yap veya yapamayacağın şeyi isteme.

Hayaliniz, hedef mi arzu mu?: Hedef ile arzu genelde birbirine karıştırılır. İsteğiniz sonuca yönelik ve tüketim ile ilgili ise arzudur. Arzu olarak kalan hayalleri gerçekleştirmek çok zordur. Çünkü hiçbir emek sarf etmeden hemen sonuca ulaşmak istenilir. DTÖ ‘ye göre hayallerinize ulaşabilmeniz için onu hedef haline dönüştürmeniz gerekir. Hedef olabilmesi için sonuca ulaştıran sebeplerle ilgilenmeli ve bu konuda bir üretim yapılmalıdır. Yabancı bir ülkede yaşamak gibi bir hayaliniz varsa yabancı dil öğrenmeyi isteyebilirsiniz. Bunu hedefe çevirdiğinizde bir kursa yazılabilir ve gereken emeği ortaya koyarsınız. Bu hem üretimle ilgili, hem kontrolünüzdedir.

Haber: Deneyimsel Tasarım Öğretisi
Yazan: Banu Yaşar DTÖ Designer





İncele !

Ne Kadar Özgürüz?

Ne Kadar Özgürüz?


Her yerde “Özgürlükten” dem vuruluyor.  Evde, işte, tatilde, sosyal ortamlarda sıkça bu kavramdan bahsedildiğini duyuyoruz. İstesek de istemesek de kulağımızda bu kelime hep yankılanıp duruyor. Ama çoğumuz bu kelimenin gerçekte ne ifade ettiği hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz. Peki özgürlük;
Reklamlarda bahsedildiği gibi seçtiğimiz araba markası mıdır?
Dağların en tepe noktasına tırmanan sırt çantalı kızın hali midir?
Ailesine karşı gelip, kendi istediğini yapan kişinin ahvali midir?

Özgürlük, istediğimiz arabayı alabilmek, sırt çantasıyla dağlara tırmanabilmek veya herkese karşı gelerek istediğini yapmak değildir.

Peki, gerçekten nedir özgürlük?

Yapabilme gücün olan her şeyin tersini yapabilir olmaktır. Vazgeçebilmektir. Özgürlüğün sınırı vazgeçememe noktasıdır der Deneyimsel Öğreti.  Vazgeçebileceğin ama vazgeçmediğin, yapabileceğin ama yapmadığın, kızabileceğin ama kızmadığın, sahip olacakken sahip olmadığın, terk edecekken terk etmediğindir özgürlük.  Her şeyi kaybedince ya da her şey bitince yeniden başlayabilmektir. Düşünce tek başına ayağa kalkabilmektir. Hastalanınca, şimdi ne yapmalıyım diye düşünebilmektir. Yani çözüm üretebilmektir.

Bağımlılıklarımızı özgürlük zannediyoruz: İstediğimiz yerde yiyip içmeyi, sürekli tüketmeyi, zevklerimizi sınırsızca yaşıyor olmayı özgürlük zannediyor olabiliriz. Yani aslında bağımlılıklarımızı özgürlük zannediyor olabiliriz. Oysaki insan bunlara hiç ihtiyaç duymadığında özgürdür. Yani bir yemeğin yanında içecek içmeyi alışkanlık haline getirmişse kişi, içeceksiz yemekten keyif alamıyorsa artık o konuda özgür değildir. Yani bağımlıdır. Bir şeyi içmesi değil, içmiyor olmasıdır özgürlük. Alışveriş yaparak kendisini mutlu hisseden bir kişi, para harcamayı özgürlük zannediyor olabilir. Oysa alışverişe gerek duymadan keyfinin yerinde olabilmesidir özgürlük. Yani kişinin ihtiyaçlarının az olması halidir. Ki bunun için üretime ihtiyaç vardır.

Tibet’e gidip yoksunluğun içinde yoksun davranmak kolaydır. Ama “Şehir Hayat’ının” tam ortasında yoksun davranabilmek insanın ne kadar özgür olduğuyla alakalıdır. Varken yoku yaşayabilmektir.  En acıktığın zaman bile lokmanı başkasına verebilmektir. Oturup keyif yapabilecekken, üretime devam edebilmektir. Bizler kendimize yetebilecek, tek başımıza ayakta durabilecek marifetlere sahip olabilirsek ancak özgür olabiliriz. Becerilerimizi arttırarak marifetleniriz. Annemiz çayımızı ayağımıza getirirken, babamız cebimize para koyarken özgür olamayız. Bize yapılan her hizmette, her aldığımız bedelle bir pranga daha ekleriz kendimize. Kendimizden değil hep başkasından bekler hale geliriz. Biz üretmeyi bilmeyenlerden oluruz. Hazıra konup, tüketenlerden oluruz.

Bizler nasıl özgür oluruz?
Özgür olmak insanın yapıp ettikleriyle gelen bir ikramiyedir. Bizler bedel ödeyerek marifetleniriz. Annemizin getireceği çayı beklemek yerine, çay demlemeyi öğrenirsek özgürleşiriz. Babamızın cebimize koyacağı parayı beklemek yerine, nasıl para kazanabileceğimizi çözdüğümüzde özgürleşiriz. Beklentilerimizi kendimizden beklemeye başladığımızda özgürleşiriz. Veresiye yaşamayı bırakıp, alacaklı olarak yaşadığımızda özgürleşiriz.

Ve unutmayalım ki arpa ekilen tarladan, buğday bekleyemeyiz. Ektiğimizi biçeriz. Ektiğimiz bedelimiz olursa ürünümüz özgürlük olur.


 

İncele !

Boşanma Sebebi Sadece Ekonomik Mi?


2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı
ise 3 milyon 700 bin.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2005 yılından bu yana 604 bin çift boşandı. Aynı dönemde evlenenlerin sayısı ise 3
milyon 700 bin. Uzmanlar, boşanma oranlarının son yıllarda gözle görülür şekilde arttığına dikkat çekiyor. Geçmiş yılların aksine
boşanmalarda ilk sırayı artık ekonomik sıkıntılar almıyor. Çalışma hayatının ağır yükü altında kalan erkek ve kadınlar 'daha rahat
yaşamak ve özgürce hareket etmek' için mahkemelerin yolunu tutuyor.
Boşanma davalarında yıllardır bilirkişi olarak görev yapan Sosyal Hizmet Uzmanı Avukat Ahmet Köse, her iki tarafın da yoğun iş
temposu sebebiyle birbirinden uzaklaştığını, bir süre sonra da ayrılmaya karar verdiklerini dile getiriyor. Uzman Klinik Psikolog Vildan
Kavak da ailedeki iletişim ve paylaşım eksikliğinin beraberinde ayrılmaları gerektiğine vurgu yapıyor.
Türkiye'de geçtiğimiz yılın ilk 9 ayında 87 bin 40 kişi boşandı. Yıl sonu itibariyle rakamın 120 bini bulduğu tahmin ediliyor. Avukat Ahmet
Köse, evliliklerin ekonomik sebeplerden ziyade 'sudan bahanelerle' bitirildiğini söylüyor. Boşanmaların daha çok evliliğin ilk 5 yılında
gerçekleştiğine işaret eden Köse, "Evli çiftler, tanıma sürecinde boşanmanın getireceği yükümlüklerin ne olacağını bilmeden
boşanıyor. Boşanmış ailelerin çocukları boşanmaya daha çok meyilli." diyor.
BATILI YAŞAM TARZI ARZUSU BOŞANMA SEBEBİ
Geçmiş yılların aksine boşanmalarda ekonomik sorunların ilk sırada yer almadığına dikkat çeken Köse, geleneksel değerlerin
çözülmesinin de bu oranı artırdığına inanıyor. Yazılı ve görsel medyanın toplumu geleneksel Türk aile yapısından uzaklaştırdığına
vurgu yapan Avukat Köse, şunları söylüyor: "Televizyonlarda gösterilen diziler, söyleşiler, programlar milletin değerlerine zarar veriyor.
Yoğun çalışma hayatına katılan kadın ve erkeklerin aileden uzaklaşması, yeni ilişkiler ve bu ilişkilerle beraber ekonomik zorluklar
boşanma sürecini hızlandırıyor. Özellikle batılı ülkelerdeki yaşama biçimlerine özenti, tek başına hayat kurmayı özgürlük olarak
algılama boşanmaların birinci sebebi olarak dikkat çekiyor. Boşanmaya karar veren çiftler sudan bahanelerle evlilikleri bitiyor.
Duruşmalarda tanık oluyoruz, gerçekten incir çekirdeğini doldurmayacak konularla çiftler ayrılıyor, çocuklar mağdur oluyor."
AİLE MAHKEMELERİ BOŞAMAMAK İÇİN MESAİ HARCIYOR
Anlaşmalı boşanmalarda davanın ilk celsede tamamlandığını, ihtilaflı boşanmaların ise yıllarca sürebildiğini anlatan Ahmet Köse, aile
mahkemelerinin çiftleri ikna etmek için çabalarını kaydediyor.
Aile danışmanı psikiyatri hizmetlerinin artırılmasıyla yuvaların korunabileceğini belirten Avukat Köse, çocuğun da boşanmaya karşı
çiftlerin tahammülünü artırdığına vurgu yapıyor. Köse, "Çocuk tarafların müşterek sorumluluklarını ve beraberliklerini artırır, evlilik bir
yuva olur. Çoğu kimse için çocuk, evliliği yuva yapan bir nimettir." ifadesini kullanıyor.
KENDİ STANDARTLARIMIZ YERİNE TV'DEKİLERİ NORMALİZE EDİYORUZ
Uzman Klinik Psikolog Vildan Kavak ise televizyonun aile bireylerinin birbirine zaman ayırmasına engel olduğunun altını çiziyor.
Dizilerin bireylerin iletişim kurmasını engellediğini savunan Kavak, şunları söylüyor: "Dizilerin içeriğinden bağımsız olarak söylemek
gerekirse, ailedeki iletişimi, paylaşımı olumsuz etkilediğini biliyoruz. Direkt aile yapısına yönelik yayınlarda bu yapıya zarar veriyor.
Dizilerdeki boşanma ve aldatma gibi olumsuz davranışlar olumsuz etkiler oluşturuyor. Yapacaklarımızı kendi standartlarımıza göre
belirleyemiyoruz. Kendi değer yargılarımıza göre değil, dizilerdeki karakterleri normalize ederek yapacaklarımızı belirliyoruz."
EVLİLİKTE İLK 5 YIL ÖNEMLİ
TÜİK'in verilerine göre boşanmalar en fazla evliliğin ilk beş yılında yaşanıyor. 2006 yılı verileri baz alındığında boşananların yüzde
42,6'sının evliliğinin beşinci yılını tamamlamamış çiftler olduğu gerçeği dikkat çekiyor. 2007'de bu oran yüzde 41,8 olarak gerçekleşti.
2008'de yüzde 41,3 olarak kayıtlara geçen bu oran 2009'da 40,1, 2010'un ilk 9 ayında ise yüzde 40 oldu.
Habertürk

İncele !

Köroğlu Hayatı ve Şiirleri




Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var. Birincisi, 16 ve 17'nci yüzyılda yaşadı. Yeniçeri ocağından yetişen bir şair. 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Bir tür ordu şairidir. Diğeri ise Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar geniş bir alana yayılmış destansı ve türkülü halk öyküsündeki karaman Köroğlu. İkinci Köroğlu, Bolu Gerede çevresinde yaşadı. Asıl adı Ruşen. Devlete karşı ayaklandı. Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel'e yerleşip eşkıyalık yaptı. Ama adil bir eşkıya idi. Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf'un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu'dur. Bolu Beyi, babası Yusuf'un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı'na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel'e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi'ne savaş açtı. Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlar'da da bilinir. Yeniçeri aşığı Köroğlu'nin şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır. Köroğlu ile ilgili ilk araştırmayı Pertev Naili Borotav yaptı. Cahit Öztelli'nin de Köroğlu-Dadaloğlu ve Kuloğlu adlı yayınlanmış bir araştırması var.

BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE

Benden selam olsun Bolu Beyi'ne

Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır

Ok gıcırtısından kalkan sesinden

Dağlar seda verip seslenmelidir

Düşman geldi bölük bölük dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır

Köroğlu düşer mi hele şanından

Çogunu ayırır er meydanından

Kırat köpüğünden düşman kanından

Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır



BAĞDAT'A SEFER EDENLER


Bağdat'a sefer edenler

Hoylu'm nic'oldu gelmedi

Turna teline gidenler

Hoylu'm nic'oldu gelmedi

Bağdat'a sefer eyledim

Hoylu'm da kaldı gelmedi

Acem ile ceng eyledim

Hoylu'm da kaldı gelmedi

Düğünü bozup gidenler

Badeyi süzüp gidenler

Acem ile ceng edenler

Hoylu'm nic'oldu gelmedi

N'olsam koç Köğoğlu n'olsam

Hoylu'yu düşümde görsem

N'olaydı da ben de ölsem

Hoylu'm da kaldı gelmedi



HAN OĞLUM AYVAZ


Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz

Yükletin kervanı dengine bakın

Erlik meydanına girdiğin zaman

Kuşanın kılıcı gencine bakın

Düşmanın üstüne eyledim akın

Dönüşüm yok zamanım yakın

Fakir fukarayı incitmen sakın

Mal yemez tamahkar zengine bakın

Köroğlu her zaman kurdu meydanı

Ben bilirim yahşi ile yamanı

Aman dileyenden kesmen amanı

Dertli olanların derdine bakın



KARLI DAĞLARIN ARDINDAN


Karlı dağların ardından

Yel olup estiğin var mı

Tek başına bu çöllerde

Ordular bastığın var mı

Kargıyı ucundan salla

Düşman deme eyvallah

Her taraftan üç beş kelle

Terkiden astığın var mı

Köroğlu söyle şanından

Kuş uçurmaz divanından

Avuçla düşman kanından

Doldurup içtiğin var mı



YÜRÜN ASLANLARIM SAVAŞ EDELİM


Yürün aslanlarım savaş edelim

Buna kavga derler bey ne paşa ne

Haykırıp haykırıp kelle keselim

Seyreyleyin eli ayağı şaşana

Yürü beyler cenge harbi çalınır

İyi kötü bu meydanda bilinir

Kılıç değer adam iki bölünür

Nusret bizim beyler neci paşa ne

Gürzün kösteğini kola takmalı

Arap atı sağa sola yıkmalı

Kargılar mızraklar birden kalkmalı

Fırsat vermen Arap atlar kaçana

Köroğlu der durun edek cengimiz

Bundan belli olsun yiğit hangimiz

Üç saat sürmeli burda hengimiz

Tarih yazın şu dağlara nişane



MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR


Mert dayanır namert kaçar

Meydan gümbür gümbürdenir

Şahlar şahı divan açar

Divan gümbür gümbürdenir

Yiğit kendini öğende

Oklar menzilin döğende

Sespe kalkana değende

Kalkan gümbür gümbürdenir

Ok atılır kalasından

Hak saklasın belasından

Köroğlu'nun narasindan

Her yan gümbür gümbürdenir



Köroğlu Destanının baş karakteridir. Köroğlu Destanının kökleri Ortaasya ve Kafkasya’dan Anadolu’olmuştur. Türk devletlerinde bilinir. Türkmenistan Devleti kurucusu Sapar Murat Türkmen başının yazdığı RUHNAME adlı kitabında Köroğlundan bahsedilmektedir.


Destandan bir parça;
Bir yiğit haykırıp meydana girse
Arka verip sığınacak yer gerek
Çamlıbel’de metin kal’a yapmaya
Kendi yiğit, özü metin er gerek

Yusuf der ki, oğlum Ali n’olanda
Zor düşmanı bölük bölük bölende
padişahın divanına varanda
Dil tutulur, dili tutar er gerek

Sıra Sıra koç yiğitler düzersin
Alayları bozuk bozuk bozarsın
Berhaneyi Çamlıbel’e çözersin
Burda sana barınacak yer gerek

Göğüs gerek, arka verek dağlara
Hizmet edek bahçelere bağlara
Şöhret vermek için nice illere
Burda sana devlet gerek, sur gerek

Eyvan gerek oturmaya yaz ile
Bir de sâki, mey doldura naz ile
Yiğitlerin kumandasın saz ile
Vermek İçin yakışacak dil gerek

Deli Yusuf, tamamladı öğüdü
Sena hazır et yirmi bir bin yiğidi
Gözlerim görmüyor, suçum ne idi!
Koyma kıyamete burda al gerek.

Destan, Köroğlu’nun babası Yusuf’un gözlerini kör eden Bolu Bey’inden öc almak için Bolu Beyi’ne savaş açan Köroğlu ve babasının mücadelesini anlatır. Tüfek icad edilince, Köroğlu yeni dünyaya ayak uyduramayacağını düşünerek sırra kadem basar.
"Tüfek icat oldu mertlik bozuldu" meşhur köroğlu sözüdür

İncele !

Kölelik ayaklarımızın altında…!

50 dolara insanların alınıp satıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyayı, insanı, içimizdeki karanlık yandan ibaret sayanlar üretti. Biz böyle bir dünyada yaşamaktan utanıyoruz. Modern köleliğin olmadığı bir dünya mümkündür, biz bu dünyanın rüyasını uyanıkken de görmek istiyoruz.


stanbul’un en işlek semtlerinden birisi. Ülkemizde sadece sekiz saat kalacak yabancı turizm acentelerinden birisine giriyor ve şu soruyu soruyor: “Bir kız satın almak istiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?” Soru hiç garip karşılanmıyor. Hemen birkaç telefon görüşmesi yapılıyor ve yabancının isteğini karşılayacak süreç başlıyor. Aynı yabancının Bükreş’teki benzer isteği ise İstanbul’daki kadar uzamıyor. Gördüğü muameleden tir tir titreyen bir engelli kadın getiriliyor, buna karşılık istenen ikinci el araba fiyatından daha az bir miktar. Haiti’de aynı talep çok daha hızlı karşılanıyor. Teklif edilen dokuz yaşında bir kız çocuğu. Fiyat ise sadece 50 dolar. Hindistan’da üç nesildir karın tokluğuna köle olarak çalıştırılan adama göre pahalı ama… Yine aynı bölgede açlık korkusu ile oğlunu satan kadına göre de ucuz sayılmaz sonra...*

Ne kadar farkındasın bilmem ama böyle bir dünyada yaşıyoruz. İnsanın hala bir meta gibi alınıp satıldığı bir dünya burası… Sana gözlerinin hayretle açılmış olduğunu farz ederek yazıyorum. Gözlerin kocaman, değil mi? Yüreğinde sıkışma var, değil mi? Bunu ümit etmek istiyorum. Bu tabloyu normal görmemelisin. Bu sıradan bir şey değil, kardeşim. Bunu sıradan görmemelisin. Yumrukların sıkılmalı farkında olmadan. Dişlerin gıcırdamalı. “Ne oluyoruz” demelisin. Başını ellerinin arasına alıp düşünmelisin…

Biz zaten bunun için geldik dünyaya, biliyor musun? Düşünmek, akletmek ve harekete geçmek için… Bize, kim olduğumuzu, bu dünyaya niye geldiğimizi ve buradan nasıl gitmemizi öğreten kitabımız, bakıp, görüp, ibret almamızı istiyor. Şahitler olmamızı istiyor. Kitabı gönderenin ve kitabı bize bildirenin yeryüzündeki şahitleri olmalıyız. Şahitlik, görmek, duymak, idrak etmek, sonra da tasdik etmek demek… Ne gördün, ne duydun, neye şahit oldun, bir baksana! Nasıl bir tabloya şahit olduğunun ve bunun ne anlama geldiğinin farkında mısın?

Böyle bir dünyada yaşamaktan utanmalısın, kardeşim. Biz böyle bir dünyada yaşayalım diye gelmedik. Biz insanın insana köle olmadığı/yapılmadığı bir dünya kurmak için geldik. Evet, biz dünyayı yeniden kurmak için geldik dünyaya. Halife olmak, vekil olmak bu, biliyor musun? Allah adına, Allah için, Rabbani işler yapmak demek halifelik… O’na naip olmak demek… O’nun adına, O’nun yarattıkları üzerinde tasarrufta bulunmak demek… Biz bunun için geldik dünyaya. O’nun istediği gibi yaşayalım ve O’nun istediği gibi yaşatalım diye… İyilik hâkim olsun, kötülük kalmasın diye… Dünya adaletle yönetilsin, insanlar sadece Rabbe kulluk etsinler diye… Kullar, kullara, hazza, paraya, makama, mevkiye, statüye kul olmasınlar diye…

Sana darmadağınık olduğun ümidiyle yazıyorum bu yazdıklarımı. Okudun, şahit oldun ve darmadağın oldun değil mi? Bunu ümit edebilmeliyim. O kadar da kötü değiliz; o kadar umarsız, o kadar aman sendeci değiliz, biliyorum. Biliyorum sen oradasın ve beni anlıyorsun. Bunu biliyorum, çünkü kendimi bilmiyor değilim. Ben bu zamanın çocuğuyum. Tıpkı senin gibi… Ortalıkta dolaşan sevinçlerden, üzüntülerden, dertlerden, ümitlerden bağımsız bir hayatım olmadı benim… Ama vazifemin şahitlik olduğunu da bildim ben. İyiliği yaymak, kötülüğü engellemek gibi bir görevimin olduğunu da öğrendim. Adına dava denilen, Allah’ın ismini, isimlerin, cisimlerin ve tüm kesimlerin üstüne çıkartmak görevinin, boynumun borcu olduğuna iman ettim. Seninle bu satırlarda buluşuyorsam, biliyorum ki beni duyuyorsun, oradasın ve anlıyorsun. Sana bu ümitle sesleniyorum ve biliyorum ki sen orada oldukça ümit bitmez.

Sana bu zamanın bir çocuğu olarak sesleniyorum, bu zamanın sözlerinden başka heybemde ne var ki? Sana yeni ne söyleyebilirim ki? Evet, görmek istemediğimiz ve fakat gerçek bir tablo sundum nazarına. Ne yapmanı bekliyorum peki? Bir şey yapmanı bekliyor muyum? Koca koca, deve dişi gibi, lacivert takımlı, kırmızı kravatlı adamların, vicdana giden bağlantıları kurum bağlamış afilli kurumların yapamadığını senden mi bekleyeceğim? Beklentilerimi, klişelerin, köhne sınıflandırmaların ve basit tasniflerin sıradanlaştıran, doğmadan öldüren, başlamadan bitiren hesapçılığına feda etme korkusu içerisinde şunu ifade edeyim ki senden hep daha fazlasını bekledim. Hep daha fazlasını: Bu zamanın ötesinde, birlikte oluşturacağımız bir zamanın rüyasını hiç unutmayacaksın, biliyorum. O rüyayı gördüğün uykuyu hayatın yap, o uykudan hiç uyanma! Sana yeni bir şey söyleyemem belki ama yeni bir dünya tasarlamalıyız dediğimde eski ya da mevcut bana ne diyebilir ki? Şüphesiz biz bu zamanın çocuklarıyız, şüphesiz yaşamak istediğimiz dünyamızın tohumları bu zamanda atılacak. Ama biz rüyası, davası, derdi olanlar, hep farklı olacağız, farklı kalacağız. İçimizde hep bir değişme ve değiştirme direnci olacak. Böyle gelmiş, böyle gider demeyeceğiz. Dünyanın ve bu kirli düzenin değişmesini gerektiğine dair o irademiz hep diri kalacak. Aşkımız, imanımız, sevgimiz kadar öfkemiz, buğzumuz ve nefretimiz olacak. “Adam sen de aldırma geç, git” demeyeceğiz. Sevdiklerimiz kadar sevmediklerimizle, istediklerimiz kadar istemediklerimizle ayakta kalacağımızı unutmayacağız.

Yaşamak istediğimiz dünyayı önce içimizde, zihnimizde, gönlümüzde kuracağız. İçini imar edemeyenlerin dışarıya verecekleri bir şey yoktur. Yaşamak istediğimiz dünyada istemediklerimizi önce içimizde, zihnimizde ve gönlümüzde ıslah edeceğiz. İçini ıslah edemeyenlerin dışarıda düzeltecekleri bir şey yoktur.

Evet, 50 dolara insanların alınıp satıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyayı, insanı, içimizdeki karanlık yandan ibaret sayanlar üretti. Biz böyle bir dünyada yaşamaktan utanıyoruz. Modern köleliğin olmadığı bir dünya mümkündür, biz bu dünyanın rüyasını uyanıkken de görmek istiyoruz. Dünya benimdir, dünya bizimdir, dünyanın gidişatından ben sorumluyum, biz sorumluyuz diyenler modern kölelik meselesini de gündemlerine almalıdırlar.

Kölelik ayaklarımızın altında…

* Tüylerimizi diken diken eden bu tabloları gözümüzün önüne seren Ben Skinner isimli Kanadalı bir gazeteci. Yaşadıklarını “Vahşi Bir Suç: Modern Zamanların Köleliği ile Yüzleşmek” (A Crime so Monstrous: Face-to-Face with Modern Day Slavery) adlı kitapta kaleme almış.



Mehmet Lütfi Arslan


İncele !

Yanimda Olduğunca Aşk Siiri

yürümeyi severdim,
sen yanımda olunca…
yollar bitsin istemezdim,
ellerini tutunca..!
çiçekleri severdim,
sen bağımda olunca…
renkler solsun istemezdim,
gözlerine bakınca..!
şiirleri severdim,
sen gönlümde olunca…
sözcükler bitsin istemezdim,
nefesini duyunca..!
anlayacağın…
yaşamayı severdim,
sen yanımda olduğunca..!
Fikret Turhan

İncele !

Günüm Sen Gecem Sen

Günüm, geceye dönerdi.. sen yanımda olmayınca… çiçekler bir yana, güneş bir yana.. sarılırdım ben, yalnızlığın bitmez karanlığına..! gecem, gündüze dönerdi.. sen yanımda olunca… ay bir yana, gece bir yana.. sarılırdım ben, varlığının sönmez ışığına..! sen, güneşim olunca.. ben tutulman olur… kaybolurdum..! sen, ayım olunca.. ben çekimin olur sokulurdum yanına..! Fikret Turhan

İncele !

Kördüğüm Sevgi Şiiri

sen, yüzünü dost bildiğim.. ben ki, bir gülüşünle öldüğüm.. sen, sözünü senet bildiğim… ben ki.. canımı bile ikiye böldüğüm… sen, özünü nefes bildiğim.. ben ki… aşkınla olmuşum kördüğüm… Fikret Turhan

İncele !

Bazı Yürekler Tutkulu Aşk

Yüreklileri daracık bazılarının…… Ne sevgi sıgıyor icine………. Nede insanlık …. Firdevs-i Ala

İncele !

Mavi Sevgilim Şiiri

deniz maviydi…
gök maviydi…
ay beyaz…
yar dayanılmazdı..!
deniz göğe…
gök denize benzerdi…
bulutlar beyaz…
dalgalar beyaz…
yar paylaşılmazdı..!
mehtap beyaz…
kuşlar beyaz…
mavi fondaydı…
yar anlaşılmazdı..!
Fikret Turhan

İncele !

Kontrol Hep Sende Aşkim

sende,
bu gözler varken
kontrol de sende..!
bende,
bu aşk varken
buton hep sende..!
bak güzelim bak,
yüreğim yansın…
bas güzelim bas,
benliğim yansın…
sende
bu diller varken
kontrol de sende..!
bende
bu aşk varken
buton hep sende..!
söyle güzelim söyle,
yüreğim yansın…
bas güzelim bas,
benliğim yansın…
sende
bu haller varken
kontrol de sende..!
bende
bu aşk varken
buton hep sende..!
yürü güzelim yürü,
yüreğim yansın…
bas güzelim bas,
benliğim yansın…
Fikret Turhan

İncele !

Gözüm düşüyor Resimli Aşk şiiri

Ak kâğıt üstüne yazarken aşkın Sığmıyor gözlerden taşıyor taşkın Bense yokluğunda divane şaşkın ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Yâr koydun koynumda iki elimi Görmüyorsun şu çağlayan selimi Ey vefasız lâl eyledin dilimi ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Kendimdende yavaş yavaş ıradım Erişti göklere ahım feryadım Şişelerde damla damala aradım ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Der DURAK’ım gayri canı nideyim ? Bu davayı nere kadar güdeyim ? Eylemeyin beni artık gideyim ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Durak YİĞİT

İncele !

Sen hep uzaklarin içinde Şiirim

sen hep uzakların içinde korkunç hayaletler kovalıyordun ben ise havalı gülüşüne yeni masallar anlatıyordum. sen hep rüzgarın yeşil dalları arasında şen gezen ruhlara bakıyordun ben küllerimin deniz kokusundaki kalbine yeni bir ilmek atıyordum. Fatma Saylak

İncele !

Gerilince Sevgi Şiiri

toprak gerilince, fay kırılır… kıyamet kopar… ama… o rahatlardı..! gök gerilince, bulutlar kopar… şimşekler çakar… ama… o rahatlardı..! insan gerilince, tepesi atar… küfrü basar… ama… o rahatlardı..! Fikret Turhan

İncele !

Yağmur - Nurullah Genç - Resimli Şiir




Resimli Şiir



Nurullah Genç - Yağmur





Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah Genç - Yağmur Şiiri Bir Bölümü

Sesli Şiir Vakti

İncele !

Öyle Bir Aşk İstiyorum ki - Sesli Şiir Dinle

Sesli Şiir Vakti olarak Sefa ŞENEL'e bu güzel şiiri seslendirip bizle paylaştığı için Çok Teşekkür ediyor ve Devamını diliyoruz.






Şiir: Mehmet B.OKUR

Seslendiren: Sefa ŞENEL

Sesli Şiir Dinle(Sizin Seslendirdikleriniz)






Öyle Bir Aşk İstiyorum Ki





Öylesine bir aşk istiyorum ki,

Öylesine olmasın..



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Birkaç haftaya değil, yirmibirinci yüzyıla sığmasın

... Benim kalbimi dinlesin, el-aleme aldırmasın

Bakışlarımız yetiyorken seni seviyorum demeye gerek kalmasın.



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Şu ana dek yapılan hiç bir tanıma uymasın.

Uçsuz bucaksız mutluluk yolunda sonsuzluktan korkmasın.

Sonsuzlukta görünmeyen noktaya varana kadar elimi bırakmasın.



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Sunacağım sevginin yanında Leyla'yı kıskanmasın,

Açacak olan aşk çiçekleri için delmediğim dağlardan Ferhat'ı anmasın,

Ayrılık cümleleri kurup kurup elvedalar içinde yanmasın.



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Her günüm dünyanın son günü gibi yaşansın,

Kuracağım her cümle, dudağımdan dökülen son cümlem olarak kalsın.

Son cümlem her zaman aşk'ı hatırlatsın.



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Gerçekten seviyorsan katlanırsın demesin

Kalıplaşmış aşk oyunlarına heves etmesin.

Aşk'ı bir aptallık olarak görmesin.



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Kaçan kovalanır ilişkisine göre şekillenmesin

Kaçan kovalanmasın, kovalanmayı bekleyen aşkından utansın!

Kaçan geri dönmesin diye kovalayan yüreğini kapatsın!



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Aşk'ın bir haysiyeti olsun!

Ayrılırken bile gözlerim aşk'la dolsun

Elveda derken mi? Sevdiğim sana aşk olsun..



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Geçmişi unutup geleceği silinmez harflerle yazmalı.

Aradığı baba şefkatini bende bulmalı,

En ihtiyaç duyduğum anlarımda annem olmalı.



Öyle bir aşk istiyorum ki,

Bir akşam vakti düşlemeliyim sevdiğimi,

Düşlerken saçlarımda hissetmeliyim ellerini

Düşlerimde hayal ederken karşımda görmeliyim gerçeğini.



Öyle bir aşk istiyorum ki,

En küçük ve saçma noktalar için tartışalım,

Kavgalar edip, küsüp barışalım

İnkar etsekte deliler gibi birbirimizi kıskanalım.



Öyle bir aşk istiyorum ki sevdiğim,

Sevdalarımızı şiirlere yazıp okuyalım birbirimize,

Şarkılar besteleyip hayran kalalım seslerimize,

Ezgilerin arasında sarhoş olalım bakınca gözlerimize.



Öyle bir aşk istiyorum ki sevgilim,

Yok olma pahasına vazgeçmeliyiz kendimizden,

Olmalıyız biz bu aşk'ın ruhuna tek beden,

Bilmeliyiz bu hayat geçmez birbirimizi sevmeden.



Öyle bir aşk istiyorum ki özlediğim,

Artık yormasın bizi uzaktan sevmeler,

Biliyorum seni de yordu telefon başında beklemeler,

İkimizde de sabırsız birbirine dokunmak isteyen bu eller.



Mehmet Besimi OKUR






 

İncele !

Günün Sözü - Necip Fazıl Kısakürek'ten

Günün Sözü: 






Önüne Gelenle değil,

Seninle ölüme gelenle beraber ol.



Necip Fazıl Kısakürek


İncele !

Bir Merhamet heykelib - Resimli Şiirler




Necip Fazıl Kısakürek - Resimli Şiir



Allah diyor ki:'Geçti gazabımı rahmetim!' 

Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...




İncele !