Aşk Şiirleri

Aşk Sözleri

Güzel Sözler

Seni Seviyorum

Şiir Dinle

şiir defterim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir defterim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aşık-ı Sadık Şiiri

Oyle bir dalarim ki gozlerine
Hulyalardan deryalara akar gonlum
Ve oyle bir bakarim ki gulusune
Bu nasil masumiyet bu nasil huzur diye


Ben en cok sen agladiginda kendimi caresiz hissederim
Hani bana sarilip aglarsinda icli icli
İste o zamanlar ben gucsuzum kendimden gecerim
Ve sana sarilinca kapanir tum yaralar


Sen varsan huzur var mutluluk var
Sen benim gozumdeki pariltim kalemindeki ilhamim
Ask-i sadik beni perisan eyledi
Ne boyle dildar gordum be boyle masuk


Olcusuz ve kafiyesiz siirlerimin ahengi sensin ey sevgili
Seni sevmek bir buluta uflemek gibi
Ve seni sevmek huzuru yudumlamak gibi
Sen varsan huzur var mutluluk var ey sevgilim

İncele !

Seni seviyorum Sesli Şiiri

SENİ SEVİYORUM
Ele veriyor kendini
Gözlerindeki derin sevgi
Bakışlarına yansımış
Onun yüreğinin güzelliği
Aşkıyla yanıyor kalbim
Bir güvercin gibi titreğim
Heyecandan mı sevgiden mi
Bilemiyorum
Ama galiba ben onu
ÇOK SEVİYORUM

İncele !

GÖNÜL YÂR PEŞİNDE..!!

İşlemişim ilmek ilmek adını
Sığmaz yüreğime bendimi aşar
Hiç bir varlık vermez onun tadını
Bu deli gönlümde gönlünce yaşar


Lâl olan dilim hep adını andı
Yâr’e hasret gönlüm “OD”uyla yandı
Onun sevgisine güvenim tamdı
Gönül yâr peşinde durmadan koşar


Doğardı geceme gündü gözleri
Gitmez kulağımdan tatlı sözleri
Şirindi dilleri güldü yüzleri
Unutmaz gözlerim o anı yaşar


Etsede bembeyaz siyah saçımı
Tabibde aramam ben ilâcımı
Dindirir gülüşü bütün acımı
Gönül sevdasıyla doludur taşar


Kader verdi kırık sazı elime
Bakmadı gözümden akan sel’ime
Lâl oldu dilimde onca kelime
Oysa ki içimde Ummanlar coşar


DURAK’ım ardından cihanı gezdi
Yeter dedi artık canıdan bezdi
Adına binlerce şiirler dizdi
Bulurum diyerek yazar ha yazar

İncele !

Kavak ve Aşk…

kavak;
dal üstüne dal yapmış…
göğe doğru uzanmış…
aşk;
kök üstüne kök salmış…
yüreğimi tıka basa kaplamış…


kavak;
bulutlara dal salmış…
rüzgarlara kulak kabartmış…
aşk;
gözlerden seslere uzanmış…
yüreğimi şarkılar sarmış…


kavak;
enginlere dal atmış…
yaprakları güneşlere bulaşmış…
aşk;
renkten renge karışmış…
yüreğimde dengini aramış….

İncele !

Sineme çekiyorum…

Unutulmuş eski bir acı gibi
arada bir
ince ince vuruyorsun
sol yanıma..


Acısı bile güzeldir deyip
sineme çekiyorum
seni yar! !

İncele !

Hayallerimizi Gerçeğe Dönüştürebilmek!

Yaşadığımız dünyada bizleri hayal kurmaya iten farklı nedenler vardır. Birine özeniriz hayal kurarız. “Hayal fukaranın ekmeği” deriz, hayal kurarız. “Hedefi olan insan olmak gerekir” der, yine hayal kurarız. Nedenlerimiz farklı olsa da bunlar gerçek olsun isteriz. Bu isteğimiz gerçekleşmeyince de “Ne kadar çalışsam da hayallerime ulaşamıyorum ve çok mutsuzum” deriz. Hayallerimiz gerçekleşmedikçe kendimizi yetersiz hissederiz. Bunun da stres ve hatta daha ileri durumlarda depresyona neden olduğunu görürüz.
Peki, hayal, mutluluk, arzu ve hedef kavramlarının anlamlarını biliyor muyuz? Hayallerimizi gerçeğe dönüştürmek için bunları bilmenin faydası ne?

Deneyimsel Tasarım Öğretisinden hayallerinize ulaşmak için faydalı ve uygulanabilir tavsiyeler:

Hayaliniz ulaşılabilir mi?: Kurduğumuz hayal ne kadar büyük ise o kadar iyidir diye düşünürüz. Sanki o hayale ulaşmak bizim gayretimizle değil de lambadan çıkan cinin sihiri ile olacakmış gibi gelir. Halbuki, DTÖ der ki ulaşabileceğiniz en üst aşamayı isteyin. Ulaştınız mı, işte zihninize başardığınızın ispatı! Hemen seviyeyi bir miktar arttırın. Bu yöntemle, başlangıçta ulaşılması zor görünen hayallerinize adım adım ulaşın.

Hayaliniz mutluluğunuzu nasıl etkiler?: Birileri birşeyi başarmışsa herkes başarabilir. Ama sadece isteyen değil. İsteyip o konuda emek harcayanlar ulaşabilir. Bu nedenle, ne kadar gayret gösterebileceğinizi düşünün. Kendinizden beklentiniz yüksek, dış dünyadan beklentiniz düşük olsun. Çünkü, mutluluk neyle karşılaştığınız değil, ne beklerken ne ile karşılaştığınızdır. O nedenle, kendi gayretinizle başarabileceklerinizi isteyin.

Hayalinizi gerçekleştirmek kontrolünüzde mi?: Elinizdeki imkanlarla gerçekleştirebileceklerinizi isteyin. Bunu yaparken, başkalarının “kendine güvensiz, cesur değil” sözlerine takılmayın. Siz ancak kendi düşünce ve isteklerinizi davranışa dökebilirsiniz. Bir isteğimiz olduğu anda beynimiz aksiyon alabilmemiz için enerji üretir. Bu enerjiyi harcayabilmek için isteğimiz ile ilgili harekete geçmemiz gerekir.  Aksi takdirde harcanmayıp vücutta biriken enerji strese neden olur. Bu nedenle DTÖ der ki, ya istediğin şeyi yap veya yapamayacağın şeyi isteme.

Hayaliniz, hedef mi arzu mu?: Hedef ile arzu genelde birbirine karıştırılır. İsteğiniz sonuca yönelik ve tüketim ile ilgili ise arzudur. Arzu olarak kalan hayalleri gerçekleştirmek çok zordur. Çünkü hiçbir emek sarf etmeden hemen sonuca ulaşmak istenilir. DTÖ ‘ye göre hayallerinize ulaşabilmeniz için onu hedef haline dönüştürmeniz gerekir. Hedef olabilmesi için sonuca ulaştıran sebeplerle ilgilenmeli ve bu konuda bir üretim yapılmalıdır. Yabancı bir ülkede yaşamak gibi bir hayaliniz varsa yabancı dil öğrenmeyi isteyebilirsiniz. Bunu hedefe çevirdiğinizde bir kursa yazılabilir ve gereken emeği ortaya koyarsınız. Bu hem üretimle ilgili, hem kontrolünüzdedir.

Haber: Deneyimsel Tasarım Öğretisi
Yazan: Banu Yaşar DTÖ Designer





İncele !

Ne Kadar Özgürüz?

Ne Kadar Özgürüz?


Her yerde “Özgürlükten” dem vuruluyor.  Evde, işte, tatilde, sosyal ortamlarda sıkça bu kavramdan bahsedildiğini duyuyoruz. İstesek de istemesek de kulağımızda bu kelime hep yankılanıp duruyor. Ama çoğumuz bu kelimenin gerçekte ne ifade ettiği hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz. Peki özgürlük;
Reklamlarda bahsedildiği gibi seçtiğimiz araba markası mıdır?
Dağların en tepe noktasına tırmanan sırt çantalı kızın hali midir?
Ailesine karşı gelip, kendi istediğini yapan kişinin ahvali midir?

Özgürlük, istediğimiz arabayı alabilmek, sırt çantasıyla dağlara tırmanabilmek veya herkese karşı gelerek istediğini yapmak değildir.

Peki, gerçekten nedir özgürlük?

Yapabilme gücün olan her şeyin tersini yapabilir olmaktır. Vazgeçebilmektir. Özgürlüğün sınırı vazgeçememe noktasıdır der Deneyimsel Öğreti.  Vazgeçebileceğin ama vazgeçmediğin, yapabileceğin ama yapmadığın, kızabileceğin ama kızmadığın, sahip olacakken sahip olmadığın, terk edecekken terk etmediğindir özgürlük.  Her şeyi kaybedince ya da her şey bitince yeniden başlayabilmektir. Düşünce tek başına ayağa kalkabilmektir. Hastalanınca, şimdi ne yapmalıyım diye düşünebilmektir. Yani çözüm üretebilmektir.

Bağımlılıklarımızı özgürlük zannediyoruz: İstediğimiz yerde yiyip içmeyi, sürekli tüketmeyi, zevklerimizi sınırsızca yaşıyor olmayı özgürlük zannediyor olabiliriz. Yani aslında bağımlılıklarımızı özgürlük zannediyor olabiliriz. Oysaki insan bunlara hiç ihtiyaç duymadığında özgürdür. Yani bir yemeğin yanında içecek içmeyi alışkanlık haline getirmişse kişi, içeceksiz yemekten keyif alamıyorsa artık o konuda özgür değildir. Yani bağımlıdır. Bir şeyi içmesi değil, içmiyor olmasıdır özgürlük. Alışveriş yaparak kendisini mutlu hisseden bir kişi, para harcamayı özgürlük zannediyor olabilir. Oysa alışverişe gerek duymadan keyfinin yerinde olabilmesidir özgürlük. Yani kişinin ihtiyaçlarının az olması halidir. Ki bunun için üretime ihtiyaç vardır.

Tibet’e gidip yoksunluğun içinde yoksun davranmak kolaydır. Ama “Şehir Hayat’ının” tam ortasında yoksun davranabilmek insanın ne kadar özgür olduğuyla alakalıdır. Varken yoku yaşayabilmektir.  En acıktığın zaman bile lokmanı başkasına verebilmektir. Oturup keyif yapabilecekken, üretime devam edebilmektir. Bizler kendimize yetebilecek, tek başımıza ayakta durabilecek marifetlere sahip olabilirsek ancak özgür olabiliriz. Becerilerimizi arttırarak marifetleniriz. Annemiz çayımızı ayağımıza getirirken, babamız cebimize para koyarken özgür olamayız. Bize yapılan her hizmette, her aldığımız bedelle bir pranga daha ekleriz kendimize. Kendimizden değil hep başkasından bekler hale geliriz. Biz üretmeyi bilmeyenlerden oluruz. Hazıra konup, tüketenlerden oluruz.

Bizler nasıl özgür oluruz?
Özgür olmak insanın yapıp ettikleriyle gelen bir ikramiyedir. Bizler bedel ödeyerek marifetleniriz. Annemizin getireceği çayı beklemek yerine, çay demlemeyi öğrenirsek özgürleşiriz. Babamızın cebimize koyacağı parayı beklemek yerine, nasıl para kazanabileceğimizi çözdüğümüzde özgürleşiriz. Beklentilerimizi kendimizden beklemeye başladığımızda özgürleşiriz. Veresiye yaşamayı bırakıp, alacaklı olarak yaşadığımızda özgürleşiriz.

Ve unutmayalım ki arpa ekilen tarladan, buğday bekleyemeyiz. Ektiğimizi biçeriz. Ektiğimiz bedelimiz olursa ürünümüz özgürlük olur.


 

İncele !

Gönül Sazı




Gönül Sazı



Hani bir ressam düşlediği resmi ufak fırça darbeleriyle tualin üzerine yansıtır ya… İnsan da hayatta yediği fırça darbeleri ile çoğu kez zihninden silinip giden bir takım gerçekleri canlı bir tablo berraklığında tekrar hatırlıyor.Her şey bir fırçayla başladı…

— Bu ne beyefendi!
— Reçine almamızı istemiştiniz hocam...
— İyi de ben sizden bunu mu istedim?
— Hayır hocam siz “Kaplan marka siyah reçine” istemiştiniz…
— Peki bu Dominquez ne oluyor o zaman!
— Ben kemençemin yayını tamire götürdüm ya
hocam…
— Evet…
— Tavsiye ettiğiniz lutiyeye (çalgı onaran veya yapıp satan kimse) gittim. O da dedi ki, bu yayın yıkanıp taranması gerekiyor…
— Sonra…?
— Yıkandı tarandı, tertemiz oldu…
— Eee…!
— Kemençeyle çalışmaya başlayabilmem için reçine gerekiyor ya hani... Gittiğim lutiyede Kaplan marka reçine yokmuş. Ben de şimdilik bunu aldım.
— Hay Allah sizin iyiliğinizi versin emi! Yıkanıp tarandıktan, tertemiz olduktan sonra yayınıza, bu uyduruk reçineyi mi sürdünüz? Of offf…! Harun Bey ben şimdi size ne diyeyim Allah aşkına yaa!
— Ama hocam! Lutiye dedi ki; “Bu reçine de olurmuş...Reçinenin rengi zaten aslında siyah değil sarıymış…Kaplan ile Dominquez arasında fark yokmuş ki!Ben sonra sizin istediğiniz reçineyi de alırım…Kemençe hocası başladı sitem etmeye… Neler neler demedi ki. Bildiğiniz fırça faslı…
— Yirmi lira daha fazla verseydiniz ya! Bu adi reçineyi almak yerine en kalitelisini alsaydınız olmaz mıydı?
— Mesele fiyatı değildi ki ama…
— Aması maması yok. Kemençeniz vik vik ötüp duracak! Doğru düzgün bir ses çıkaramayacaksınız sazınızdan… Burada kemençe hocası olan; bu işe yıllarını veren; reçinenin hangisi olur hangisi olmaz bunu bilen; benim! Siz de öğrencisiniz… Siz  benim dediklerimi mi yapacaksınız, yoksa başkalarının saçmalıklarını mı dinleyeceksiniz?

Yapılan bir hata sonrası insanın rahatsızlığını kat kat artıran iç sıkıntısı… Üzerine de sos olarak biraz mahcubiyet…

Peki ne olmuştu da bu böyle olmuştu?

Sazı tamir için götürdüğüm lutiyenin iğvasına, aldatmacasına kapılmıştım. Hocamın ısrarla üzerinde durduğu doğru reçine alımı konusunda, hem de bile bile hata yapmıştım.

Şimdi de gazaba gelen hocanın bu azarını hak ediyordum.

Madem bir enstrüman çalmayı öğrenmek istiyordum. Bu işin hiç de şakası olmadığını şimdi görüyordum. O hâlde bu işe gerektiği ciddiyeti vermeliyim.

Yaptığım yanlışı, şimdiye kadar bana öğretilenlerin ışığında tekrar gözden geçirdim.

Mademki gidip; “Sen benim hocamsın, ben de senin öğrencinim” diyerek bu insanın hoca olduğuna iman ettim… Bana söylenenleri harfiyen uygulamam gerekiyordu o hâlde… Hatta hocamın birçok buyruğunu yerine getirmiş olsam bile, bazılarını yapmamak bir öğrenciyi sıkıntıya sokabiliyordu.

Bir de hocamdan korkmadan, bir saz tamircisini ona ortak koşmadım mı? Kızdığına üzülmeyi bırak, hocanın beni cezalandırmadığına ne kadar şükretsem yeri vardı.

Ondan sonraki hoca-saztalebe ilişkisinde önceki bilgilerimden istifadeye devam kararı verdim. Zira bir insanın öğreneceği şeyleri, mevcut bilgileriyle kıyaslaması işini son derece kolaylaştırıyordu.

Hatta arada kurduğum bu benzerlikler ilk günler epey eğlenceli olmuştu.

Hoca tahtaya nota değerlerini yazıp da “Bunları bilmek her sâzendeye farz-ı ayındır” buyurduğunda:
— Yaşasın tecvit, diye bağırmamak için kendimi zor tuttum.

Çünkü hocanın birlik nota dediği, şu bizim bildiğimiz medd-i tabiî, ikilik nota ise medd-i munfasıl oluyordu. Üçlük nota medd-i ârız veya medd-i muttasıl, dörtlük notalar da medd-i lâzıma tekabül ediyordu...

Sınıf arkadaşlarım metronomun tik taklarıyla kafa patlatadursun, ben yay çekerken içimden “veleddââââllîîîn, innââ a’taynâ” kelimelerinin medlerini çekiyordum.

Sonraki günlerden birinde güzel bir benzerlik daha yakalayıverdim.

Bir kendime baktım aynada bir de elimdeki kemençeye…

— Bu enstrüman bana ne kadar da çok benziyor, diyerek tebessüm ettim.

Söz konusu enstrüman klasik kemençe ise, bunun insandan ne farkı vardı ki? Aynı insan hâlet-i rûhiyesi misali, çabucak değişip bozuluveren akordu bir yana… En basitinden, notaları doğru düzgün çalabilmek için bile, birkaç yıl çalışmayı göze almak gerekiyordu. Tıpkı insanoğlunun kendi emsalleri nazarında kabule şayan basit bir iş çıkarabilmek için yıllarca uğraşması gibi…

Çalmak için uğraşıp durduğu sazın nasıl meydana geldiğini merak edince olanlar oldu… Gönlünde en ufak bir şüpheden, tereddüdün en basitinden dahi iz kalmadı.

Çöl toprağı gibi kupkuru bir odun parçası yontulmak üzere kudretli bir sanatkârın mâhir ellerine düşecekti önce. En hassas özelliklere sahip olması ve milimetrik ölçülere uyması gerekiyordu. Sonra da bu ölçüye uymayan en ufak fazlalıktan bile eser kalmayıncaya kadar en kesilecek, biçilecekti…

Bir ağaç parçasının kemençe olana dek geçirdiği safhaları izlerken, sanki kendiyaratılışına şahit oluyordu. O an gönül sazının tellerinde bir lâ notası titreyiverdi:

— Lâ ilâhe illâ ente halâktenî…

Nasıl ki insan, bir yaratıcının sanat harikası ise bir enstrüman da bir saz ustasının eseri değil miydi? Dini inancı ne olursa olsun, ister dindar isterse dinsiz olsun fark etmez… Çalabilmek için yıllarını verdiği enstrümanın bir tesadüfler zinciri sonucunda kendiliğinden ortaya çıkmış bir alet olduğunu hangi müzisyen kabul ederdi ki? En basitinden en mükemmeline, en ucuzundan bir servet kadar değerli olanına kadar her müzik âleti, kendisini meydana getiren bir ustaya işaret etmez
miydi?

Peki sanatının takdir edilmesini isteyen hangi usta kendisinden daha büyük bir sanatkârı inkâr edebilirdi ki?

Benzerlikler bu kadarla kalmadı tabii ki…

Tıpkı Rabbimin yarattığı enstrüman kullarına emir ve yasakları olduğu gibi kemençeyi var eden saz ustasının da bu saza yönelik emir ve yasakları vardı.

“Sazını temiz tutacaksın! Kutusunda muhafaza edeceksin! Gövdesine asla su değmeyecek! Rutubetli yere bile koymayacaksın. Yayına elini sürmeyeceksin. Çalmadığın zamanlarda şu şekilde koyacaksın…”

Hem sazın öğreniminde hem de icrası esnasında pek çok benzer nokta daha vardı.

Nasıl ki her din bir Peygamberden öğreniliyordu. Enstrüman da her şeyden önce bir hoca rehberliğinde öğrenilmiyor muydu? Varlığı vacip olan bu hocanın da, talebelerinin hayatına yönelik bir takım tasarrufları oluyor, kendisine tâbî olanların hayatını tanzim ediyordu:

— Sazı şöyle tutup yayı böyle çekeceksiniz. Başka türlü olmaz, parmaklarınız şu şekilde duracak. Bayan öğrenciler tırnaklarına kesinlikle oje sürmeyecek… Her gün en az bir buçuk iki saat çalışacaksın… Daha fazlasını (nâfile) yapabilirseniz ne âlâ…

Bu işe gönül verenler, iş hayatları ne kadar yoğun olursa olsun, bu çalışma temposuna ayak uydurmayı da peşinen kabul etmiş oluyorlardı.

Bir yerden sonra benzerlik bulma işi bir başka işe daha benzedi; çorap söküğü…

Nasıl ki kendinize rehber edindiğiniz din büyükleri vardır, bir dinin ulemâsı vardır, evliyâsı vardır… Onların hâlini, tavrını taklit edersiniz. Saz işinde de durum aynısıydı. Bir virtüözün, saz üstadının ardınca gidivermek en emin ve garantili yol oluyordu sizin için.

Gelmiş geçmiş en büyük üstatların, senelerce dillerden düşmeyen besteler bırakmış unutulmaz bestekârların eserlerini icra ediyorsanız eğer; her şeyden önce şunu bilecektiniz: Haddinizi…

Bir besteyi kafanıza göre çalamazsınız. Eserin bir notasını dahi değiştiremezsiniz…

Bestedeki üçlük notayı ikilik mi çaldınız? Bir notayı çalmanız gerekenden biraz pes veya tiz mi basıyorsunuz? Hoca hazretleri tarafından icranız kabul edilmiyordu. Hulûs-i kalb ile bütün eseri bir daha edâ ediyordunuz…

Bir yere takılan çorap söküle söküle nihayet biter ya! Benzerlik bulmaya takılan aklım da bir şeyi fark edince bitti tükendi. Çünkü o gün sazımın akordunu düzelteyim derken iyice bozmuştum.

Hocanın ellerine bıraktığım kemençe akort edilirken bu sefer bambaşka bir şeyi keşfettim…

Hocamla aramda bilgi seviyesinden başka çok ciddi bir fark daha vardı: Kulak farkı…

Hoca sazın sesini dinleyip kemençenin burgularını sıkıyor, tekrar sesini dinleyip burguyu biraz gevşetiyordu. Bu birkaç kere tekrar etti… Hoca her seferinde sesin tonunu dikkatle dinliyordu. Sesler arasındaki farkı ayırt edemeyen ben ise tam bir hayret içindeydim:

Helal olsun vallahi! Hiçbir şey anlamıyordum; ama hoca akort aleti bile kullanmadan,sadece kulağıyla dinleyerek sazı akort edivermişti...”

“Ulemânın yanında diline, evliyânın yanında kalbine sahip ol.” sözünün ne demek olabileceğini işte o gün anladım.

O günden sonra kendimce düşüncelere daldım…

Her gün bir, iki saat çalıştığı eseri hocasına götürüp dinletince: “Olmamış!” diyen hocası, talebesinin gayretini kâfi görmüyor, ondan razı olmuyordu.

Peki yaşanan koca bir ömür ne olacaktı? Sürekli birileri tarafından aldatılıp yalan yanlış bir sürü nağmeyle dolduruyordu hayatın portrelerini…

Hiçbir notayı doğru dürüst basamadığı akordu atmış bir gönül sazıyla kalıvermişti şimdi. “Hadi bir çal bakalım!” denilince; ilâhî notalarla bezm-i elestte bestelenmiş hayatın hangi nağmesini düzgün çalabilir, bu yalan yanlış icrayı kime kabul ettirebilirdi ki?

Hayatı baştan sona bir imtihanken, bu hayatı herhangi bir okul imtihanı kadar olsun kâle almış mıydı? Kendisine hayat vereni, ona ders veren bir hoca kadar olsun hesaba katmış mıydı?

— Kulum bu ne!
— Kalp ya Rabbi…
— Ben senden bunu mu istedim?
— K… kal… Kalb-i selim demiştin…
— …?
— Ama… Ya Rabbi… İnsanlar bana şey dedi… Böyle de olurmuş…
— …!!!



Yazar: Harun Kırkıl 

kaynak alıntı: http://gencdergisi.com

İncele !

Özlü Sözler Kısa özlü Sözler



Özlü sözler ile ilgili yazılarımızın bu bölümünde sizlere kısa ve anlamlı özlü sözler hazırladık. Yazarları ile yani sözü söyleyen kişi ile birlikte bu sözleri sayfamızda bulacaksınız. Buyrun özlü sözler;

Kötümser yanlız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve de gelecek treni görür. J.Harris

Bir insanın akıllı olmasına birşey dediğimiz yok. Yeter ki; aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın. Eflatun

Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, Söyleyeyim: ANNEM’dir. Abraham LINCOLN

İki şeye hakkım olduğuna karar verdim: Özgürlük ve ölüm. Birine sahip olamazsam ötekini isterim çünkü hiç kimse beni canlı tutsak edemez. Harriet Tubman

Doğuştan sahip olduklarınızla yaşamayı öğrenmek bir süreç, bir katılım, yani yaşamınızın yoğrulmasıdır. Diane Wakoski

Herşey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar… Hayvanlar olmazsa insanlar ne yapar? Tüm hayvanlar gitse insanların ruhu büyük bir yalnızlığa boğulur; insanlar yalnızlıktan ölür. Kızılderili Reisi Seattle

Yaşamda en önemli şey kazançlarımızı kullanmak değildir. Bunu herkes yapar. Asıl önemli olan kayıplarımızdan kazanç sağlamamızdır. Bu zeka gerektirir;akıllı insanlarla aptal insanlar arasındaki fark budur. William Bolith

Dünyanın her yerinden herkesin yenileceği bir yer vardır. Kimilerini yenilgi yıkar , kimileriyse zaferle küçülür, bayağılaşırlar. Büyüklük, hem yenilgiyi, hem de zaferi kabullenebilen kişilerde yaşar. John Steinbeck

Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla Oscar Wilde

Sevilmek umuduyla sevmek insanidir.Fakat sevmek için sevmek, meleklere özgüdür. Alphonse de Lamartin

Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez ölmüşlerdir. Bertnard Russel

Yaşamımda edindiğim en büyük bilgi şudur; Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene , hiç kimse yardım etmez. Pestalozzi

Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla Oscar Wilde

Şanssızlığa katlanabiliriz , çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan , yaptığımız hatalara hayıflanmaktır. Oscar Wilde

Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı. Alphonse Karr

İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. Mevlana

Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. Whoopi Goldberg

Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. S. M. Power

Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. Cucong

Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır. Tagore

Acınmaktansa kıskanılmak dana iyidir. Heredot

Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz , bırakın , dostlarınız sizi geçsin. La Rochefoucauld

Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister . Yetmiş yaşına gelince , yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir. Clarence S.Darrow

Doğruluk sonsuzluğun güneşidir. Nasıl olsa doğar. Wendell Phillips

Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht

Sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin taktirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek; güzelliği taktir edebilmek, başkalarındaki “en iyiyi bulabilmek”; sağlık Ralph Waldo Emerson

Herşeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım. Herman Melville

Aşk bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir. Madama de Stael

Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha büyüktür. Oscar Wilde

Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. Aunius Aurelius Simachus

Aşk hakkında herşey doğru, herşey yanlıştır. Hakkında söylenecek hiçbir şeyin saçma olmadığı tek şey aşktır. Chamfort

Buradaki sözleri beğenmedinizmi hadi o zaman
Evet sıra sizde: Sizde buradakilerden farklı ve yeni özlü söz yazmak için aşağıdaki yorum bölümünü kullanabilirsiniz. Nazlim.Net

İncele !

Dadaloğlu Hayatı ve Şiirleri




19'uncu yüzyılda yaşadı. Asıl adı Veli. Türkmen aşıklarının önde gelenlerinden. Kul Mustafa mahlasını kullanan Aşık Musa'nın oğlu. Az da olsa eğitim aldı. Avşar beylerinden Küçük Alioğlu ile Kozanoğlu'nun yanında imamlık, katiplik yaptı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu'da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı ile savaşlarını yansıtır. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesidir. Asıl ününü kavga türküleri ile yaptı. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze kadar ulaştı.

ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

Aslımı sorarsan Avşar soyundan

Ayrı düştüm aşiretten beyimden

Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen

Çıkıp da cana kıyanlardanım

Çekerim çileyi böyl'olsun bugün

Alırım mı sandın şol Kozan Dağın

Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün

Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim

Dadaloğlum der de böyle olmazdım

Gördüğüm günlerin birini görmezdim

Kavga kızışınca geri durmazdım

Meydanda kardaşa kıyanlardanım

******************************************

HER SABAH SEYRAN GEZERKEN

Her sabah, her sabah seyran gezerken

Iras geldim selvi boylu fidana

Top top olmuş kirpikleri bölünmüş

Hoş benzettim samur kaşlar kemana

Al yanağın elmas m'ola kar m'ola

Capraz vurmuş düğmeleri dar m'ola

Acep mislin şu cihanda var m'ola

İnsem gitsem Hindistan'a Yemen'e

Eliftir kirpiği İra'dır kaşı

Bu güzellik sana Mevla bağışı

Arasam cihanda bulunmaz eşi

Hiç mislin gelmemiş devr-i zamana

Dadaloğlum der de, hûbların hası

Ferhat'ın Şirin'i Mecnun Leyla'sı

Aklım eğlencesi gönlüm yaylasi

Bir yel esti başımdaki dumana

******************************************

KALKTI GÖÇ EYLEDİ AVŞAR ELLERİ

Kalktı göç eyledi Avşar elleri

Ağır ağır giden eller bizimdir

Arap atlar yakın eder ırağı

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Belimizde kılıcımız Kirmani

Taşı deler mızrağımın temreni

Hakkımızda devlet etmiş fermanı

Ferman padişahın, dağlar bizimdir

Dadaloğlu'm birgün kavga kurulur

Öter tüfek davlumbazlar vurulur

Nice koçyiğitler yere serilir

Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir

******************************************

YEDİ İKLİM DÖRT KÖŞEYİ DOLANDIM

Yedi iklim dört köşeyi dolandım

Meğer dünya her tarafta bir imiş

Ben dünyayi Al'Osman'ın sanırdım

Meğer dünya yüz sultanlık yer imiş

İrili ufaklı insan piç oldu

Onlar doğdu geçinmesi güç oldu

Altı Arap atı şahbaz nic'oldu

Mamur sandım yalan dünya çürümüş

Okuduğun tutmaz oldu alimler

Kalktı da adalet arttı zulümler

Terlemeden mal kazanan zalimler

Can verirken soluması zor imiş

Kulak verdim dört koşeyi dinledim

Meğer gıybetimi eden coğ imiş

Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden

Az yaşayıp dem sürmesi yeğ imiş

Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet

Benim sözümü dinleyene nasihat

Besmelesiz kazanılan piç evlat

O da dünyada ziyankar imiş

******************************************

YİNE TUTTU GAVUR DAĞ'IN BORANI

Yine tuttu Gavur Dağ'ın boranı

Hançer vurup açarlardı yaramı

Sana derim Mıstık Paşa ereni

İçindeki bunca beyler nic'oldu

Sabahaca kandilleri yanardı

Soytarılar fırıl fırıl dönerdi

Ha deyince beşyüz atlı binerdi

Sana inip konan beyler nic'oldu

Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler

Vefasız dünyayı şu insan n'eyler

Bir yiğidi bir kötüye kul eyler

Şimd'en sonra yaşaması güç oldu

******************************************

YÜCE DAĞ BAŞINDA KAMBER TAY OLUR

Yuce dağ başında Kamber tay olur

Korkarım ki emeklerim zay'olur

Sevda sevda derler üç beş ay olur

Bizim sevda senesini doldurur

Arkını yaptım da suyu akmıyor

Kahpe felek hiç yüzüme bakmıyor

Çok yuva bekledim cücük çıkmıyor

Boş yuva bekleyen yoz kuşa döndüm

Şu felekle bir oyuncak oynadım

Oynadım da oyunumda yenildim

Farzını kıldım sünnetinde yanıldım

Beş vakit namazı kılmışa döndüm

Der Dadaloğlum da nedip n'etmeli

Sözlerimi birem birem tutmalı

Mirasçıya kalacak malı n'etmeli

Üç beş oğlan olmadıktan gerü

******************************************

SANA DERİM HASAN KALESİ

Sana derim Hasan Kalesi sana

Alt yanında döğüş oldu, yön oldu

Yiğit olan yiğit çıktı meydana

Koç yiğitler arap ata bin oldu.

Akşamki gördüğüm şu kara düşler

Hesaba gelmedi kesilen başlar

Eyerlen atımı küçük kardaşlar

Hünkâr tarafından bize gel oldu.

Akşamınan ikindinin arası

Aldı beni şu düşmanın yarası

Ecel geldi ölmemizin sırası

Ağladı el-oba gözü kan oldu,

Dadaloğlu'm der ki belim büküldü

Gözümün cevheri yere döküldü

Üçyüz atlı ile cenge çıkıldı

Yüzü geldi iki yüzü dön oldu.

******************************************

ILGIT ILGIT SEHER YELİ ESİYOR

Ilgıt, ılgıt seher yeli esiyor

Gâvur dağlarının başı dumanlı.

Gönül binmiş aşk atına aşıyor

Bire beyler cünunluğun zamanı mı?

Aşağıdan iskân evi gelince

Sararıp da gül benzimiz solunca

Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca

Kaypak Osmanlılar size aman mı?

Aşağıdan iskan evi geliyor

Bezirgânlar koç yiğide gülüyor

Kitabın dediği günler oluyor

Yoksa devir döndü âhir zaman mı?

Aşağıda akça çığın ötünce

Katar başı mayaların sökünce

Şahlan ferman Türkmen ili göçünce

Daha da hey Osmanlı'ya aman mı?

Dadaloğlu'm sevdası var başımda

Gündüz hayalimde, gece düşümde

Alışkan tüfekle dağlar başında

Azrail'den başkasına aman mı?

******************************************

KOŞMA

Çıktım yücesine seyran eyledim

Cebel önü çayır çimen görünür.

Bir firkat geldi ki coştum ağladım

Al yeşil bahçeli Kaman görünür.

Şaştım hey Allah'ım ben de pek şaştım

Devrettim Akdağ'ı Bozok'a düştüm

Yozgat'ın üstünde bir ateş seçtim

Yanar oylum oylum duman görünür.

Biter Kırşehir'in gülleri biter

Çığrışır dalında bülbüller öter

Ufacık güzeller hep yeni yeter

Güzelin kaşında keman görünür.

Gönül arzuladı Niğde'yi, Boru

Gün günden artmakta yiğidin zârı

Çifte bedestanlı koca Kayseri

Erciyaş karşısında yaman görünür.

Dadaloğlu'm da der zatından zatı

Çekin eyerleyin gökçe kır atı

Göçmek değil bizim ilin muradı

Ak yâre gitmemiz güman görünür.



Dadaloğlu Osmanlı Devleti'nin Anadol  Türkmenlerini iskân politikasına tepki olarak doğmuş isyanlarda yer aldığı anlaşılan tanınmış bir Halk ozanıdır. 18. yüzyılın son çeyreğinde doğup 19. yüzyılın ortalarında öldüğü bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber eldeki kaynaklar 1785-1868 tarihlerini göstermektedir. Dadaloğlu, Güney illerinde dolaşan ve Toros dağlarında Kozan, Erzin, Payas yörelerinde yaşayan göçebe Türkmenlerin Avşar boyundandır.

Yaşamı hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığımız Dadaloğlu’nun şiirleri yazılı kaynaklar aracılığıyla değil, sözlü gelenek sayesinde bugüne ulaşmıştır. Asıl adı Veli olan ve Türkmen-Avşar aşıklarının önde gelenlerinden biri olan Dadaloğlu, Kul Mustafa mahlasını da kullanan Aşık Musa’nın oğludur. Az da olsa eğitim almıştır. Daha çok Gavurdağı ve Ahır Dağı yörelerinde yaşadı. Çukurova'yı, Toroslar'ı, Orta Anadolu'yu dolaştı. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde orta Anadolu’da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı Devleti ile savaşlarını duru ve yalın bir dille yansıttı. Dili Anadolu Türkmen boylarının kullandığı halk Türkçesiydi. Dadaloğlu Anadolu'nun halk şiiri geleneğine damgasını vurmuş en önemli sanatçılardan biri olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin göçebe olan Avşar, Karsantı, Sırkıntı, Bozdoğan, Kırıntı, Berber, Menemenci gibi Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek için verdiği uğraş, yer yer başkaldırılara ve çatışmalara neden olmuştur. Dadaloğlu'nun şiirleri, yerleşik yaşama geçmek istemeyen Türkmen aşiretlerinin çığlığı ve sözlü tarihi sayılabilir.

Dadaloğlu, asıl ününü kavga türküleri ile yaptı ama duygu ve aşk konularını da aynı başarıyla işledi. Yüz kadar şiiri sözlü kaynaklardan derlenerek günümüze ulaştı. Bu derlemeleri Cahit Öztelli, Taha Toros, Haşim Nezihi Okay, Ahmet Z. Özdemir ile Saim Sakaoğlu yayınladı. Diğer 19'uncu Yüzyıl halk ozanlarından iki noktada ayrılır. Kent yaşamından uzak kaldığı için şiirlerinde hep göçerlik ortamını yansıttı. Diğer yandan yine kentte bulunmayışı nedeniyle çağdaşı halk ozanlarında sık rastlanan divan şiirine yakınlık onda hiç görülmez. Karacaoğlan'ın aşk ve doğa şiirlerindeki üstün yeteneği ile, Köroğlu'nun yiğit ve kavgacı anlatımını birleştirir.

Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş Dadaloğlu'nun eserlerinden faydalanmışlardır. Biter Kırşehir' in Gülleri Biter adlı türkünün söz yazarı olması, mezarının Kaman' da bulunduğunun bir ispatıdır.

İncele !

Yanimda Olduğunca Aşk Siiri

yürümeyi severdim,
sen yanımda olunca…
yollar bitsin istemezdim,
ellerini tutunca..!
çiçekleri severdim,
sen bağımda olunca…
renkler solsun istemezdim,
gözlerine bakınca..!
şiirleri severdim,
sen gönlümde olunca…
sözcükler bitsin istemezdim,
nefesini duyunca..!
anlayacağın…
yaşamayı severdim,
sen yanımda olduğunca..!
Fikret Turhan

İncele !

Kördüğüm Sevgi Şiiri

sen, yüzünü dost bildiğim.. ben ki, bir gülüşünle öldüğüm.. sen, sözünü senet bildiğim… ben ki.. canımı bile ikiye böldüğüm… sen, özünü nefes bildiğim.. ben ki… aşkınla olmuşum kördüğüm… Fikret Turhan

İncele !

Güle Güle Aşkim Şiiri

Hadi öyleyse güle güle Ne güzel bir güzellik ki biz birbirimize veda ederken ”Gül’e Gül’e” deriz. Meger bu Muhammed’e Muhammed’e git demekmis. Nereye gidersen git Gül’e git.. Nerede yürürsen yürü, Gül’e (S.A.V) giden yoldan yürü.. Hadi öyleyse GÜL’E GÜL’E..

İncele !

Verdiğim sözden geri dönemem

İçim bir cehennem patlar kudurur Güllerim dalında açmadan kurur Bir zalım kalbimden hançerin vurur ,,,Mahşeredek davam sürer sönemem ,,,Ben verdiğim sözden geri dönemem İçten yanar beden külleri sönmez Anladım ki artık gidenler dönmez Aşık ölür amma maşuk’u görmez ,,,Mahşeredek davam sürer sönemem ,,,Ben verdiğim sözden geri dönemem Başladı kar boran savrulmaz harman Yoruldu bedenim kalmadı derman O yâr katlimize eylemiş ferman ,,,Mahşeredek davam sürer sönemem ,,,Ben verdiğim sözden geri dönemem Yeter ey vicdansız bu kadar yeter Yıkık gönül evim baykuşlar tüner Bak şu hallarıma ettin bin beter ,,,Mahşeredek davam sürer sönemem ,,,Ben verdiğim sözden geri dönemem Yağdırdın zamansız doluyu karı Tükenmez DURAK’ın gamı efkârı Bunca acılardan benzim sapsarı ,,,Mahşeredek davam sürer sönemem ,,,Ben verdiğim sözden geri dönemem Durak YİĞİT

İncele !

Kontrol Hep Sende Aşkim

sende,
bu gözler varken
kontrol de sende..!
bende,
bu aşk varken
buton hep sende..!
bak güzelim bak,
yüreğim yansın…
bas güzelim bas,
benliğim yansın…
sende
bu diller varken
kontrol de sende..!
bende
bu aşk varken
buton hep sende..!
söyle güzelim söyle,
yüreğim yansın…
bas güzelim bas,
benliğim yansın…
sende
bu haller varken
kontrol de sende..!
bende
bu aşk varken
buton hep sende..!
yürü güzelim yürü,
yüreğim yansın…
bas güzelim bas,
benliğim yansın…
Fikret Turhan

İncele !

Gözüm düşüyor Resimli Aşk şiiri

Ak kâğıt üstüne yazarken aşkın Sığmıyor gözlerden taşıyor taşkın Bense yokluğunda divane şaşkın ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Yâr koydun koynumda iki elimi Görmüyorsun şu çağlayan selimi Ey vefasız lâl eyledin dilimi ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Kendimdende yavaş yavaş ıradım Erişti göklere ahım feryadım Şişelerde damla damala aradım ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Der DURAK’ım gayri canı nideyim ? Bu davayı nere kadar güdeyim ? Eylemeyin beni artık gideyim ,,,,Gözlerim ağlıyor beden üşüyor ,,,,Kara topraklara gözüm düşüyor Durak YİĞİT

İncele !

Uçurum Kenarında

Uçurum Kenarında
Ben uçurum kenarında
Sen hayatının yolunda
Benseni sevdi
Sen beni sevmedi
Ben uçurumda bekliyorum
Seni çok seviyorum
Gelirsende gelmezsende
Benim gönlüm sende
Uçurum kenerından
Attığım an kendimi
Seni düşüneceğim
Ben ölsem dahi seni seveceğim

İncele !

Gerilince Sevgi Şiiri

toprak gerilince, fay kırılır… kıyamet kopar… ama… o rahatlardı..! gök gerilince, bulutlar kopar… şimşekler çakar… ama… o rahatlardı..! insan gerilince, tepesi atar… küfrü basar… ama… o rahatlardı..! Fikret Turhan

İncele !

Bulut yağmur ve aşk

bulut.., sanki bir perde… rüzgar onu serdiğinde, yağmur yoğunlaşırdı yüreğimin içinde… yağmur.., sanki bir oyun… rüzgar onu sergilediğinde, aşk yoğunlaşırdı gözlerimin içinde…. Fikret Turhan

İncele !

İbrahim Sadri'nin Sesinden Sesli Şiir




Aşık Kul Nesimi - Semah

İbrahim Sadri'nin Sesinden

Sesli Şiir Dinle







Şiirin Sözleri:



Canım erenlere kurban

Serim meydanda meydanda

İkrarım ezelden kadim

Canım meydanda meydanda



Yanarım yoktur dumanım

Gönlümde yoktur gümanım

Al malım bağışla canım

Varım meydanda meydanda



Kellem koltuğuma aldım

Kan ettim kapına geldim

Ettiğime pişman oldum

Darım meydanda meydanda



Münkir rakipden kaçın

Müminim hülle don biçin

Ben bülbülüm bir gül için

Zarım meydanda meydanda



Gerçek olan olur gani

Gani olan olur veli

Nesimiyem yüzün beni

Derim meydanda meydanda



Aşık Kul Nesimi



İncele !