Aşk Şiirleri

Aşk Sözleri

Güzel Sözler

Seni Seviyorum

Şiir Dinle

Destan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Destan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ömer Lütfi Mete Şehidin Destanı Sönmez Atasoyun Sesinden Sesli Şiir Dinle

Ömer Lütfi Mete - Şehidin Destanı - Sönmez Atasoy'un Sesinden Sesli Şiir Dinle


Ömer Lütfi Mete - Şehidin Destanı
Sönmez Atasoy'un Sesinden
Sesli Şiir Dinle


Şiirin Sözleri:

Şehidin Destanı

Fişekler patlıyor güneş tutuk hilal berrak 
Dağ taş can evinden tekbir tekbir çağlayarak 
Sultanım seni uğurlar bu ebedi bayrak 
Sen ki kevseri namluyla içtin ırmak ırmak 
Sen bir köprü, düştün de geçit verdi uçurum 
Al kanlar içinde boyuna kurban olduğum 
Şehidim, ruhum, melekler katında alptuğum 

Albeni, albeni nur yüzün gök alnın boyadı al beni 
Cennet tanıdığım bağrındaki albeni 
Öcün sorayımda şehidim al beni 
Uçtu bulut yeleli yiğidim gökten emin 
Kanından tapusuyla ocağımdır bu zemin 
Yemin dövüşte secdeye kırılan kalemin 
Silahın bayrağın kuranın üstüne yemin 
Cephanem hatıramdır gece gün yudum yudum 
Sen gayret pınarım suyuna kurban olduğum 
Şehidim, ruhum, melekler katında alptuğum 

Yüreğim kor yüreğim pir yandı bir daha sönmez kor yüreğim 
Kim demiş haini canda kor yüreğim 
Yedi kat yerin dibine kor yüreğim 
Gördüğüm tabut mu köy ufkunda seher vakti 
Tabut değil yıldız yıldız mahyam yola çıktı 
Dağ dağ omuzlarda geliyor ecelin tahtı 
Semalar kıskanır ey makber sendeki bahtı 
Sabrımda vurulan iç içe bin kere mazlum 
Varını vakfetmiş huyuna kurban olduğum 
Şehidim, ruhum, melekler katında alptuğum 

Özümün özü bu girdapta kanayan 
Sen asıl yar için akmayan kana yan 
O yar özü kim bakar bu kana yan 
Özüm özüm kanayan 
Müjde ey toprak tuğbadır bu fidan bu civan 
Şehidim ölümsüz fani gönüllerde divan 
On binler yüz binler göz göz, saf saf hakka revan 
Diyet alacağız billah top yekün bir cihan 
Ölmedin sen bir oluştur bu bir şanlı doğum 
Kütüğü göklerde soyuna kurban olduğum 
Şehidim, ruhum, melekler katında alptuğum 

İşte namazındayım, işte veda bayramı 
Sundular bu mercan sükutta sonsuz meramı 
Gayrı rahatta buldum canıma ilk haramı 
Yalnız senin rütbene hasret sarar yaramı 
Kalmayacak gümüş hilal okçusundan mahrum 
Irz diye devraldık yayına kurban olduğum 
Şehidim, ruhum, melekler katında alptuğum

Ömer Lütfi Mete







İncele !

Hasan Kaçan Çanakkale Şehitlerine Mehmet Akif Ersoy Şiiri

Hasan Kaçan - Çanakkale Şehitlerine - Mehmet Akif Ersoy Şiiri


Mehmet Akif Ersoy - Çanakkale Şehitlerine
Hasan Kaçan'ın Sesinden (Ekmek Teknesi)


Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' 
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, 
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, 
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; 
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, 
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. 
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... 
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm. 

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, 
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; 
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. 
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. 
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... 
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; 
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, 
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.



Dur Yolcu!
Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sakit yığın, vatan kalbinin attığı yerdir.





İncele !